15 Aralık 2015 Salı

Capablanca hakkında yanlış bilinenler

Kübalı asıllı satranççı Capablanca 1921'de büyük şampiyonu Lasker'i devirerek Dünya 3. Satranç Şampiyonu oldu. 1924'te Lasker'le rövanş maçında ünvanını korudu. Ne var ki 1927'de ünvanını Rus asıllı Alekhine'ye kaptırdı. Capablanca'nın rövanş fırsatını bulamamış olması büyük bir talihsizlik idi. Doğal bir yeteneğe sahipti ve tüm zamanların en iyi şampiyonları arasında kabul edilir.

Bu yazıda Capablanca ile ilgili aslında yanlış olarak bilinen bir kaç hususa dikkat çekmek istiyorum.

***

Bazıları Capablanca'nın 1916 ile 1924 tarihleri arasında hiçbir oyun kaybetmediğini söylüyor ki bu doğru değildir. Örneğin chessgames.com sitesinin veritabanında bu tarihler arasında kaybettiği onlarca oyunun kaydı bulunmaktadır. Ancak Kasparov'un da dediği gibi şampiyonlar arasında en az kaybeden olduğu doğrudur.

***

Capablanca'nın yeterince açılış çalışmadığı bu yüzden Alekhine'ye karşı yenildiğini iddia edenler var. Komik buluyorum.

Alekhine ile yaptıkları 1927'deki şampiyonluk maçında 6 oyun kaybetmiştir. Bu oyunların hiçbirinde açılış hatası yapmamıştır. Bilakis üç tanesini çok güçlü olduğu oyunsonunda kaybetmiştir.

Mesela 7. maçta Capablanca'nın henüz açılışta bariz bir üstünlük yakaladığı ve Alekhine'in bu açılıştaki bu saldırısını püskürtüp aynı tempo ile oyunu kazandığını görüyoruz. Buna karşın Alekhine 11. 32. ve 34. sıralı oyunları, oyunsonu ile almıştır. Hele ki 34. oyundaki oyunsonunda Capablanca çok dikkatsiz ve özensiz oynamış, berabere bitebilecek bir oyunu kaybetmiştir.

Neticede Alekhine o güne kadar Capablanca'dan hiçbir oyun kazanamamıştı. Bu da Capablanca'nın rakibini ciddiye almamasına, küçümsemesine sebep olmuş olmalı. Alekhine iyi çalışmış, bilenmiş, formda ve hazırlıklı idi. Capablanca ise çalışmaya gerek duymamış, idmansız ve hazırlıksız idi ve rakibini küçümsemişti. Maçtan önce Capablanca "Beni yenebilmesi için bir mucize gerekir" demişti. Alekhine ise "Capablanca'dan altı oyunu nasıl alabileceğimi hayal edemiyorum. Ama daha zoru Capablanca benden altı oyunu nasıl alacak" demişti.

***

Alekhine'in Capablanca ile rövanş maçını yapmayı kabul etmediği, korktuğu entrika yaptığı filan... Bunu gerçekten bilemiyoruz. Fakat Dünya şampiyonluğu bu kadar keyfiliğe açık bir uygulama olmasa gerek. Fide öncesi Dünya şampiyonluklarının bir de ekonomik bir kazancı ve yükümlülüğü vardı. Dünya şampiyonu ile karşılaşabilmek için rakibin ortaya, şampiyonun öne sürdüğü miktarda bir para (bahis) koyması gerekiyordu. Bu konuda bir bilgimiz yok detayları bilmiyoruz ama Alekhine bahis miktarını yüksek tutmuş olmalı. Alekhine zengin bir aileden geliyordu. Bu yüzden düşük miktarda bir bahisle oynamazdı. Capablanca ise zengin bir adam değildi. 1929'da sponsor bulduğu ancak Büyük Ekonomik Buhran'ın patlak vermesinden sonra sponsorlarını kaybettiği ve bir daha da bu parayı denkleştiremediği belirtilmektedir.

Ahh bu paranın gözü kör olsun. 🙂

***

Bazısı şöyle demiştir: "Capablanca tek bir hamle sonrasını görürdü o da en iyi hamle idi. Alekhine ise çok ileri düzeyde kombinezonlar, varyantlar görürdü."

Bu da doğru bir analiz değil. Adamın biri Capablanca'ya kaç hamle ötesini görebiliyorsunuz" diye sorunca Capa "Tek bir hamle o da en doğru hamledir." diyerek espiri yapmıştır. Diğer bakımdan Alekhine'in kombinezon bakımından Capablanca'dan daha güçlü olduğunu söylemek mümkün değil. Sadece Alekhine'in oyun tarzının daha saldırgan olduğunu söyleyebiliriz.


Paylaş:

26 Ekim 2015 Pazartesi

Pecunia non olet "Para kokmaz" (Latince deyimi)

Efsaneye göre Roma İmparatoru Vespasian (Suetonius Vespasian, MS 9-79) umumi tuvaletlere vergi koyar. Bunun üzerine oğlu Titus babasına gider ve "çişin vergisi olur mu?" diyerek kararını eleştirir. 

Vespasian oğlunun burnuna bir bozuk para tutar ve kokup kokmadığını sorar. Kokmadığı yanıtını aldıktan sonra da şaşırmış oğluna "Atque e lotio est" (bu çişten yapıldı) der.

Bu olayı özetleyen Pecunia non olet deyişi, kaynağından bağımsız olarak paranın değerini koruduğunu vurgular, bazen de paraya bakarak kaynağının bilinemeyeceğini ima ederek şaibeli kazançlara gönderme yapar.
Paylaş:

21 Ekim 2015 Çarşamba

İktidarın islamcılık üzerinden eleştirisi haksızlık

Hayri Kırbaşoğlu hocafendi (!) Sözcü gazetesinin manşetinden demiş ki; "İslamcıların şartı beşten üçe düştü: Masa, kasa, nisa"

Bunlar yaldızlı sözler, ucuz demogoji... Bir kere, dil ve mantık hatası yapıyor. O zaman sormak lazım diğer ikisi neydi?

İktidar üzerinden İslamcılığa ve İslamcılara çatmak bir klasik dinsizlik hastalığıdır. İktidar sahipleri kendilerini islamcı bile kabul etmezken neden?

İktidar sahipleri islamcılık adı altında eleştirilemez. İktidar sahipleri islamcı olmadıklarını defaatle belirtiyorlar. İslami referans kullanmaları ise, bu da sağcılığın bir gereği. Sağcılık az da olsa din diline yakındır.

Yani bir iktidar partinin başkanı "minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz" demesi ile islamcıdır demek çok saçma bir kriterdir. İslamcılık hiçbir zaman minare, kubbe olmamıştır. Bunlar islam bile değildir. Folklorik değerlerdir. İslam olan namaz, oruç, zekattır.

Bu iktidar (Ak Parti iktidarı) din dilini de hiçbir zaman kullanmamıştır. Namazınızı kılın, zekatınızı verin dediklerini hiç duymadık.

Öte yandan İslamcılık eleştirisi, müslümanlık eleştirisinin güncel bir boyutudur. Tamam islamcılar da müslümanlar da mükemmel değiller. Yaptığınız bir özeleştiri değilse, eleştirdiğiniz kimselerden en azından eleştirdiğiniz konuda daha dürüst olmanız gerekir.

İslam'da çamur atma anlamına gelen "eleştiri" yada günah çıkarma anlamına gelen "öz-eleştiri" yoktur. İslam'da iyiliği desteklemek ve kötülüğe karşı çıkmak anlamına gelen "emri bil maruf ve nehyi anil münker" vardır.

Paylaş:

2 Şubat 2015 Pazartesi

Ebced kelimeleri etimolojisi

Ebcet etimolojisi (أبجد هوز حطي كلمن سعفص قرشت ثخذ ضظغ). 
Ebcet kelimeleri modern öncesi dönemde Arap alfabesinin söz dizilimi idi.
Peki bu eski, sihirli kelimeler ne anlama geliyor:

Paylaş:

10 Ocak 2015 Cumartesi

Bir Türk öldür ve dinlen!

İsrailli gazeteci Amira Has'ın anlattığı deyimin arkasındaki hikaye şöyledir:

“Acele etme!” anlamına gelen popüler İsrail deyimi “bir Türk öldür ve dinlen”, sadece muğlâk bir politik doğruluğun ifadesi değildir. Aynı zamanda bir Yahudi fıkrasının orta kısmıdır. Fakat sadece orta kısmı. Bu deyimin İsrail'de, özgün Yahudi anekdotunun ruhunu çarpıtan ayrı bir tezahürü vardır.

İşte eski ülkeden Yidce (Alman Yahudicesi) konuşan bir babanın İsrail doğumlu kızına anlattığı hikâye:

"Yahudi bir anne, Çar'ın ordusuna alınan ve 1877'de Türkiye'ye karşı savaşmaya giden oğluna veda etmektedir. Elbette ki oğlunun sıhhati konusunda çok endişelidir. Sırt çantasını hazırlarken ona şöyle der: “Bak, cepheye gittiğinde, bir Türk öldür ve dinlen. Bir Türk öldür ve dinlen.”
“Fakat Anne” diye karşılık verir oğul, “ben dinlenirken, Türk beni öldürürse ne olacak?”
“Ulu Tanrım” der anne dehşete kapılarak, “Türk'ün seninle ne alıp veremediği var?”

Amira Has
Paylaş:

Grafikerler Yazılımcılar

 
Grafikerler ve Yazılımcılar
Kapalı grup · 14 üye
Gruba Katıl
Grafikerlerin ve yazılımcıların paylaşım yapacakları seviyeli bir gruptur.
 

E-posta Aboneliği

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *