1 Ocak 2017 Pazar

Çok Eşlilik İbrahimi Bir Gelenektir

İslam çok eşliliği de tek eşlilik gibi bir seçenek olarak tanımıştır. Çok eşlilik İslam’dan (Hz. Muhammed’in şeriatından) evvel de mevcuttu. Fakat bu geleneğin Araplara özgü söylemek mümkün değildir. Çok eşlilik Eski Çin’de, Babil’de, Antik Mısır’da vs. bilinen en eski tarihi uygarlıklarda bile mevcuttur. Bu da hükmün tarihin her döneminde gönderilmiş olan peygamberler ve ilahi dinlerden gelmiş olabileceğini göstermektedir.



Çok eşlilik Araplara özgü bir gelenek değil, Şeriat’ın Arap toplumunda koruduğu pek çok gelenekte olduğu gibi, İbrahimi bir gelenektir. Hz. İbrahim’in iki eşli olduğu bilinmektedir. Hz. Yakup’un dört hanımı olduğu malumdur. Hz. Davut ile Hz. Süleyman’ın çok eşli oldukları bilinmektedir. Şeriat’ın ilk defa teşekkül ettiği İsrailoğulları içinde de çok eşlilik mevcuttur. Tevrat’ta çok eşliliği tanıyan ifadeler bulunmaktadır. Halbuki İbrahim’in ve İsmail’in süregelen çizgisi istisna edilirse Arap geleneğinin Yahudi geleneği ile bir ilgisi yoktur.

İslam, şeriatı vazederken fıtri olan ve daha önce peygamberler vasıtasıyla oluşanlar hariç, toplumun hiçbir değer yargısını tanımamış, hepsini “cahiliye” olarak kabul etmiştir. Böylece Şeriat’ın bazı Arap geleneklerine musamaha gösterdiği ve zımmen tanıdığı iddiası doğru değildir.

İslam şeriatı bütünüyle fıtri değerlere ve vahiy yoluyla şekillendirilmiş olan evrensel hükümlere göre şekillenmiştir.

“Allah; Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu size dinden bir şeriat kıldı. Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.” (Fussilet 13)

Böylece şeriatın dayanaklarının belirli bir toplumun adet ve gelenekleri değil, Hz. Muhammed’e (sa) ve önceki peygamberlere indirilen vahiy olduğu yukarıdaki ayette açıkça görülmektedir.

İslam eğer çok eşliliği benimsemeseydi onu kaldırması hiç de zor olmayacaktı. Bundan çok daha zor şeyleri yıkmıştır. (İçki, faiz, kan davası vs. gibi…)

Hayatı boyunca içki müptelası olarak yaşayan birisinin içkiyi bırakması; tek geçimi faiz ve tefecilik olan birinin tüm faiz haklarından vazgeçmesi; kan davasından dolayı acı çeken birisinin intikam hakkından vazgeçmesi vs. mi, yoksa evli bir erkeğin yeni bir hanım almaması mı daha zor? Konunun inançları uğrunda nefsani takıntılarını aşmış olan peygamber ve sahabe toplumu için hiç de ağır olmadığı açıktır.

Sanılmasın ki İslam geldiğinde herkesin onlarca karısı vardı. Onlarca karısı olanlar mevcut olmakla birlikte bir çok kimse de tek eşli idi. İlk dönemde peygamberin kendisi de sahabelerin çoğu da tek eşlidir. Eğer dileselerdi tek eşliliği kolayca sürdürebilirlerdi. Bu yüzden çok eşlilik ruhsatını Araplar’daki kadının durumunun kötülüğüne bağlamak akla, mantığa ve İslam’ın ruhuna uygun değildir.

İslam şu ayette de açıkça görüldüğü gibi kadınlarla birden fazla evlenmeyi meşru saymıştır:

“Eğer öksüzlere karşı adaletli davranmak hususunda korkuyorsanız o halde hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer ve dörder evleniniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz cariye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.” (Nisa 3)

Yani kadınları nikahlama için gerekli olan adalet kriteri yetimler hakkında adil davranabilmektir. Yetimin malını yemeyecek kadar bir adalet duygusuna sahipseniz o halde birden fazla hanım alın, yok eğer yetimin malını yemekten uzak duramayacak kadar nefsani bir zaaf taşıyorsanız o halde tek eşle yetinin. Ne kadar açık ve muazzam bir hüküm...

Böylece İslam, iyilik ve adalet duygusu yüksek olanların daha fazla evlenmesini, çoğalmasını yeğlemektedir. Büyük sahabelerin birbirlerinden kız alıp vermesi bu yüzdendir. Yoksa Hz. Ali henüz ergenliğe girmiş olan kızını (Ümmü Gülsüm) dedesi yaşındaki Hz. Ömer’e ne diye versin?

Nisa süresi 129 ayetinde duygunun ön planda olduğu kadınlar ile ilgili olarak gerçek adaletin peygamber tarafından dahi sağlanamayacağı belirtilir. Talep edilense bu düzeyde bir adalet değildir. Bunu ayetin devamından anlıyoruz.

“Kadınlarınız arasında her yönden adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan korunursanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa 129)

Mutlak adalet çok eşliliğin şartı olsaydı ne peygamber ne de sahabelerin hiçbiri bunu gerçekleştiremeyecekleri için hiçbir zaman uygulanamayacaktı. Halbuki durum tam tersinedir.

Batı yaşam, kültür ve düşünüş biçimi anlamına gelen ve hayatımızı sarmış olan Modernizm çok eşliliği reddetmiş, bu konuyu çözmüştür ama nasıl çözmüştür?

Zina, namus ve aile gibi değerleri yıkarak çözmüştür. Modernizm nikaha dayalı olmayan ilişkiyi zina olarak kabul etmemektedir. Karşılıklı rıza olduktan sonra bir erkeğin istediği kadar kadınla ve bir kadının da istediği kadar erkekle ilişkiye girmesinde bir sakınca görülmemekte buna bağlı olarak evlilikler ve aile kurumu hızla yok olmaktadır. Modernizm fiili olarak çok eşliliği kaldırmamıştır. Batıda ortalama bir erkek yada ortalama bir kadın, yaşamları boyunca onlarca kişiyle ilişkiye girebilmektedir. Fakat yasaklanan şey nikaha bağlı çok eşliliktir.

Türk Medeni Kanunu da modern değerleri benimsemiştir. Bu yüzden modernizm sadece bir düşünüş biçimi ve tercih değil, aynı zamanda Müslüman toplumu şeri ruhsatları içinde esir alan bir baskı aracıdır da...

Medeni kanunun çok eşliliği tanımaması kadının aleyhinde bir durumdur. Çok eşliliğin resmi olarak tanınmamasının kadınların mağduriyetini engellemek amacıyla olduğu iddia edilse de durum tam tersidir. Çünkü devlet erki bu nikahı geçersiz saymakla erkeğe bir zarar vermemekte; kadınsa miras, nafaka vs. hiçbir hak iddiasında bulunamamaktadır. Mağdur olan sadece kadındır. Burada kadının korunması gibi bir amaç söz konusu değildir. Böyle bir amaç olsaydı kadınların çok daha fazla mağdur edildiği ve hukuki bakımdan hiçbir bağlayıcılığı olmayan evlilik dışı birlikteliklere de yasak getirilecekti.

Bununla birlikte resmi nikahın da kadının mağduriyetini gidereceği garanti değildir. Tek eş olan pek çok kadın boşanma durumunda herhangi bir miras ve nafaka alamamaktadır. Çoğu kez de kadının yada erkeğin aleyhinde bir zulüm aygıtına dönüşmektedir. Hiçbir kanun sevgi, saygı ve adalet duygusunun yerini tutamaz.

Modernizm ‘tek eşlilik sınırlaması’nı pek çok değer ve hükümde olduğu gibi Katolik kültürden almıştır. Kişiler kendilerini evlendiremez ve boşayamaz. Nikah yada boşama önceleri Tanrı adına Kilise tarafından gerçekleştirilirken (sizleri Tanrı adına karı koca ilan ediyorum) bu kez devlet ve kanun adına yetkili icra merci (belediye başkanı gibi) uygulamaktadır (sizleri kanun adına karı-koca ilan ediyorum). Modern değerlerde evlilik ve aile kurumu ile ilgili katı kurallar uygulanmasına rağmen evlilik dışı ilişkilere alabildiğine özgürlük verilmiştir.

Halbuki İslam evlilik dışı ilişkilere yer vermez. İster bekar olsun, ister evli olsun bir Müslüman için nikah/evlilik dışı bir ilişki mutlak anlamda zinadır. Zina ise çirkin bir yoldur. “Zinaya yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.” (İsra 32) Öyle ise Müslümanlar için şeriatın vazettiği değerlere karşı modern değer yargıları bir model olamazlar.

Modernizmin ‘tek eşlilik’ yada ‘nikah dışı ilişki’ modeline karşı, İslam ‘tek eşlilik’ yada ‘çok eşlilik’ hükmünü benimsemiştir. Tek eşlilikten yada çok eşlilikten hangisinin kendisine daha uygun olduğu, kişinin bizzat belirlediği kendi şartlarına bağlı bir tercihtir.



Yukarıdaki şemada da görüldüğü gibi A şemasında modern değerlerin sağladığı meşruiyet alanı, B şemasında İslam’ın sağladığı meşruiyet alanı ve C şemasında da her iki sistemin kesişen alanları görülmektedir. Müslüman bir topluma modern değer yargılarını dayatmak meşruiyet alanlarını dayatmaktan yahut dinin meşru olarak görmediği alanlara kaymasını sağlamaktan başka işe yaramamaktadır. Böylece Müslüman bir toplumda evlilik dışı ilişkilerin ve zinanın artmasında müteselsil olarak moderniteyi dayatanların suç ve sorumluluğu bulunmaktadır.

Modern algılama biçimi kadın erkek ilişkisini bozmuş, birbiriyle gereksiz yere çatıştırmıştır. Erkekler evlenmemekte, kızlarsa evlenememektedir. Yapılan anket ve araştırmalara göre evlilik yaşı 25-30 arasına yükseldiği halde bekaret yaşı 12-14 arasına kadar düşmüş bulunuyor. Bu da, insanların ihtiyaç duydukları halde evlenemediklerini gösteriyor.

Tek eşlilik sınırlaması her bakımdan evliliği zorlaştırmıştır. Buna balı olarak boşanmayı da aşırı derecede zorlaştırmıştır. Bir çok çift vardır ki mizaç ve karakteri çatıştığı halde ömürlerinin sonuna kadar hırlı yaşamak zorunda kalmaktadırlar. İnsanlar, hayatlarının sonuna kadar yaşayacakları eşleri seçmekte tereddüt edebiliyorlar. Evlendikten sonra da boşta kalacakları endişesi ile bir daha boşanamıyorlar. Boşanan kimselerin -özellikle kadınların- kendine denk yeni bir eş bulması neredeyse imkansızlaşmaktadır. Halbuki İslam evliliği ve bazı koşullarda boşanmayı kolaylaştırmış ve rahmet saymıştır. Çok eşlilik ruhsatı da evlenmeyi fiilen kolaylaştırmaktadır. Boşanmış kadın ve erkeğin yeniden evlenebilmesi zor değildir. Kadın, kişiliğiyle çatıştığı erkekten boşanma talep edebilir ve kendisi için daha hayırlı bir erkekle ikinci eş olarak evlenebilir.

Bir kadın için güçlü, adil ve salih bir erkeğin ikinci, üçüncü hanımı olmak mı, yoksa silik, iktidarsız ve kişiliksiz bir erkeğin tek eşi olmak mı daha iyi? Çok eşlilik kadınlara daha iyisini seçebilme özgürlüğünü sağlayacağı gibi kadınlara yönelik talebi de artıracaktır. Bu durumda erkekler kadınları hak edebilmek için daha fazla çalışmak ve rekabete girmek zorundadır.

Diğer yandan çok eşliliğin ikinci eş için iyi olmakla birlikte birinci eşi mağdur ettiği söylenmektedir. Fakat bu da pratik bir durumdur. Çok eşlilik tek eşlilik gibi bir tercihtir. İlla yapılacak diye bir kayıt yoktur. Eğer bir karı koca her bakımdan birbirini tatmin ediyorsa, kocanın yeni bir eş almasına gerek yoktur. Hz. Resulullah (sa) Hz. Hatice ile evli iken başka bir hanım alma ihtiyacı hissetmemiştir. Hz. Hatice’den sonra çok evlilik yapmıştır. Aynı şekilde Hz. Ali, Hz. Fatıma ile yaşadıkça başka bir hanımla evlenmemiştir. Hz. Fatıma’nın vefatından sonra Hz. Ali çok evlilik yapmıştır.

Genelde sorun erkeğin eşinden maddi ve manevi bakımdan yeterince tatmin olmamasıdır. Kadın farklı olarak erkek, sahip olduğu eşini sevdiği ve beğendiği halde başka bir kadına ilgi duyabilir. Çok eşliliğin mümkün olmadığı modern toplumlarda erkeğin zihni başka bir kadına kayacak olsa çözüm olarak boşanmak isteyecektir. Boşanamaması durumunda da ya gayri meşru yollara düşecek (gizli eş, metres, zina vs.) yada eşine karşı ilgisini kaybedecektir. Kadının kocası tarafından terk edilmesi yahut ihmal edilmesi; kadını çok eşlilikten daha fazla mağdur edebilmektedir. Öyle ise çözüm çok eşliliği yasaklamak değildir.

Çok eşliliğin zengin işi olduğu iddia edilir. Fakat kanaatimce mal ve gelir bakımından fakir bir erkek için daha uygun olabilir. Günümüzün ağır ekonomik koşullarında erkeğin tek başına çalışması yetmeyebilir. Asgari ücretle ve ihtiyaç sınırının çok altında bir gelirle çalışan milyonlarca insan var. Bu durumda kadın da uygun bir ortamda çalışarak evin geçimine katkıda bulunmaktadır. Kadının da çalışması ise başka sorunlara sebep olmaktadır. Ev işleri ve çocuklar ihmal edilmekte, çocuk yuvalarına, kreşlere, hizmetçiye, bakıcıya vs. daha fazla masraf yapılmaktadır. Halbuki birbiriyle uyumlu iki eşli bir ailede eşlerden biri çocuklara ve ev eşlerine bakarken diğeri çalışabilecektir. Keza okuyan, çalışan, kariyer yapan, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılan bir kadın, kadınlık ve analık sorumluluğunu anlaşabileceği başka bir hanımla paylaşabilir.

Çok eşlilik hususunda Müslüman kadın ve erkek şiddetli bir biçimde baskı altına alınmıştır. O kadar ki Müslüman bir kadın, kocasının başka bir kadın daha almasını zina etmesinden daha kötü görür. Keza evli bir erkekle nikahlanmayı kabul eden bir kızın mutlaka kusurlu olduğu vehmedilir. Bir erkeğin ikinci bir eşten söz etmesi “uçkur düşkünlüğü” olarak töhmet edilir. Baskıların ardı arkası gelmez. Fakat gayri meşru ilişkiler daha hoş görülü karşılanır. Erkeğin zina etmesi hızlı olmak, çapkın olmak diye tabir edilir. Namusluluk ve takva kıskançlık olarak adlandırılır. Kocası zina eden bir kadın için “her kadının başına gelebilecek bir aldatma” denilerek durum hafifletilir. Müslüman bir erkek ve kadın toplumdaki bu cahili zanlara aldırmamalı, kendisini haramdan korumalı ve yalnızca meşru alanda hareket etmelidir.

Bazı Müslüman aydınların çok eşlilik ile ilgili “uçkur” tabirini kullanması esef vericidir. Tek eşlilikte de, çok eşlilikte de nikah nikahtır. Eğer mesele “uçkur” kriteri ile değerlendirilecekse evliliğin her türlüsü uçkurdan uzak değildir. Bu yaklaşım biçimi en hafif tabir ile son derece cahilcedir. Gizli eş, metres, zina vb. gibi hileli ve gayri meşru ilişkiler kınanabilir ama dinin meşru gördüğü bir nikah ilişkisi nasıl kınanabilir. Allah açık bir şekilde bunu kınayamazsınız demektedir.

“Ve onlar ki, iffetlerini korurlar, ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlardan dolayı) onlara kınama yoktur. Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.” (Müminun 5-7)

“Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.” (Enam 115)

Öyle ise bir Müslümanı yaptığı herhangi bir evlilik ilişkisinden dolayı örf (töre) adına kınamak caiz değildir.

Her Müslüman yalnızca helal olan şeyi yapmalıdır. Yine de helal olan her şeyi herkesin yapması gerekmeyebilir. Fakat Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram kılmak büyük bir zulüm ve günahtır.

Mutlak bir dini zorunluluk olmamakla birlikte çok eşlilik yapacak erkeklerin buna karar verirken ve eş seçerken mevcut eşlerinin rızasını alması sağlıklı bir birliktelik için gereklidir. Erkekler de kadınlar da seçici davranmalı, dindar ve ahlaklı eşi tercih etmelidirler. Erkekler tepkisel karar vermekten kaçınmalı ve adaletli olmak hususunda Allaha karşı sorumlu olduklarını unutmamalıdır.

Çok eşliliğin toplum tarafından benimsenmesi bozulmakta olan toplumsal dokuyu ve aile kurumunu hızla onaracak, erkekleri daha sorumlu davranmaya zorlayacak, zinayı ve fuhşu ortadan kaldıracak neslin sağlıklı, güzel ve salih olmasını sağlayacaktır.


Maruf Çetin
Bu yazı Cuma, 21 Kasım 2008 tarihinde İslam Dünyası sitesinde yayınlanmıştır.
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Grafikerler Yazılımcılar

 
Grafikerler ve Yazılımcılar
Kapalı grup · 14 üye
Gruba Katıl
Grafikerlerin ve yazılımcıların paylaşım yapacakları seviyeli bir gruptur.
 

E-posta Aboneliği

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *