16 Ekim 2019 Çarşamba

Esir Cinin Yemini


CİN, kendisini sarı bakırdan yapılmış küpten kurtaran balıkçıya anlatır:

"Bil ki ben asi bir cinim ve ben Davud’un oğlu Süleyman'a başkaldırdım. Yenildim. Davud'un oğlu Süleyman, Tanrı ya imana çağırdı beni, ama ben reddettim. Kral beni bu küpe kapattı ve onun ağzını Yüceler Yücesi'nin adıyla mühürledi. Sonra, sadık cinlerine küpü okyanusun ortasına atmalarını buyurdu. İçimden, "Kim beni kurtarırsa onu sonsuza dek zengin yapacağım," dedim. Ama tam bir yüzyıl geçti, kimse beni kurtarmadı. O zaman kendi kendime, "Kim beni kurtarırsa ona yeryüzünün tüm sihir sanatlarını açıklayacağım," dedim. Ama dörtyüz yıl geçtiği halde ben hâlâ denizin dibindeydim. O zaman dedim ki: "Kim beni kurtarırsa onun üç dileğini yerine getireceğim." Ama dokuzyüz yıl geçti. O zaman, çaresizlik içinde Yüceler Yücesi'nin adı üzerine yemin ettim: "Kim beni kurtarırsa, onu katledeceğim. Ölmeye hazırlan bakalım, ey kurtarıcım!"

Binbir Gece Masalları Üçüncü Gece
Paylaş:

Mükemmel Eş ile Evliliği Beklerken


Osho bir hikaye anlatır:

Adamın biri yüz yaşına yakın yaşamış ve sürekli evlenecek bir kadın arıyormuş. Ama yaşamını bekar olarak nihayete erdirmek üzere imiş. Ölüm döşeğinde iken ona sormuşlar:

- O kadar istiyordun neden evlenmedin?
- Çünkü mükemmel kadını arıyordum
- O kadar aradın, mükemmel bir kadın bulamadın mı?
- Aslında bir tane mükemmel kadın bulmuştum.
- Peki neden onunla evlenmedin?
- Çünkü o da mükemmel erkeği arıyordu ... :)

Mükemmeli aramaya gerek yok. Mükemmel olan kimse yoktur, ve bunun tersi de doğrudur. Her insanın mükemmel bir yanı vardır. İnsana gerekli olan şey, mükemmel kişi değil, mükemmel bir anlayıştır.
Paylaş:

Düş ve Saklanmış Geyik

CHENG'li bir oduncu bir koruda ürkmüş bir geyiğe rastladı ve onu öldürdü. Sonra da başkalarının bulmasını önlemek için üstünü yapraklar ve dallarla örterek onu ormana gömdü. Ancak kısa bir süre sonra geyiği sakladığı yeri unuttu ve her şeyi düşlemiş olduğunu düşündü. Öyküyü herkese sanki bir düşmüş gibi anlattı. Dinleyicileri arasından bir adam saklanmış geyiği aramaya gitti ve onu buldu. Adam geyiği evine taşıdı ve olup biteni karısına anlattı:

"Bir oduncu bir geyik öldürdüğünü düşlemiş, ve sonra onu sakladığı yeri unutmuş; ben onu buldum. Şu oduncu gerçekten yaman bir düşçü."

"Kimbilir, belki de, sen bir geyik öldürmüş olan bir oduncu gördüğünü düşledin," dedi karısı. "Böyle bir oduncunun bulunduğuna gerçekten inanıyor musun? Ama, yine de, gözümüzün önünde bir geyik durduğuna göre, düşün gerçek olmalı."

"Geyiği bir düş sayesinde bulduğumu farz etsek bile," diye gürledi koca, "ikimizden hangisinin düş gördüğünü bulmak için canımızı sıkmanın ne anlamı var?"

Oduncu o gece evine döndü; aklı hâlâ geyikteydi; o gece gerçekten düş gördü; düşünde geyiği sakladığı yeri ve onu bulan adamı gördü. Şafakla birlikte diğer adamın evine gitti ve geyiği orada buldu. İki adam sert bir ağız dalaşına giriştiler ve sonunda geyik davasını karara bağlamak bir yargıca düştü. Yargıç oduncuya döndü;

"Sen bir geyiği gerçekten öldürdün ve bunun bir düş olduğunu düşündün. Sonra gerçekten düş gördün ve onun gerçek olduğunu düşündün. Diğer adam geyiği buldu ve bu yüzden seninle tartışıyor, ama karısı onun başka birinin öldürmüş olduğu bir geyiği bulduğunu düşlediğini düşünüyor. Kısaca, hiç kimse geyik öldürmedi. Ama, önümüzde bir geyik durmakta olduğu için, en iyi çözüm onu ikinizin arasında bölüştürmek."

Dava, Cheng Kralı'nın kulağına kadar gitti ve Cheng Kralı şöyle dedi:

"Yargıca gelince, acaba o bir geyiği böldüğünü düşlemiyor mu?"

Liehtse (yak. M.S. 300)
Paylaş:

17 Eylül 2019 Salı

Huruf-u Mukattaa'nın Sırrı


Hurufu Mukatta'a'daki harfler Allah'ın isimleridir, Esma'ül hüsnadır.

Şemsül Maarif'in yazarı Şeyh el-Buni şöyle demiştir: Biliniz ki bütün alemler ve bütün yaratılmışlar Allah'ın isimleri olan Esma'ül Hüsna tarafından kuşatılmıştır. Her bir ismin tecellisi varlık içinde bir varoluşa hayat verir.

Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur. "Gökte saf saf uçan kuşları görmedin mi onları havada tutan Rahman'dan başkası değildir." Burada Rahman isminin bir tecellisini görmekteyiz.

Şimdi bir şey daha var, onu el-Buni'de mi yoksa başka bir yerde mi okumuştum yoksa oradan mı esinlendim tam olarak hatırlamıyorum. Konu şudur: Esasen tüm kainatta olduğu gibi Kuran-ı Kerim de tümüyle Esma'ül Hüsna tarafından kuşatılmıştır. İçinde esmanın olmadığı hiç bir süre ve hatta hiçbir ayet yoktur. Esma Kuran'da bazen zahiren bazen da batınen geçer. Kuran'da geçen esmanın zahiri hallerinin bir kaç versiyonundan bahsetmek istiyorum. Esmanın ilk versiyonu tek harfli isimlerdir ve bunlar da doğrudan Alfabe'deki harflerdir. Genel olarak insanlığın konuştuğu en kadim dilin iki harfli olduğu kabul ediliyor. Bundan da öncesinde insanlığın varoluş aşaması yada insanlık öncesi aşamadır ki orada Allah'ın isimleri tek harf olarak anılmıştır. İnsan zihni iki harfli sözcük ve isimlerle başladı ve bunu daha sonraki aşamalarda geliştirdi. Şimdi Kuran'da bütün bu evrelerin kuşatıldığını görüyoruz. Esma Kuran'da en primitif halinden en karmaşık haline kadar kullanılmıştır.

Kuran'da geçen esmanın hiyerarşisi:

1) Tek harfli esmai hüsna: Hurufu mukatta'a ve diğer bazı harfler. Besmeledeki be harfi, yemin harfleri vs.

2) İki harfli esmai hüsna: el (ibranice'de hâlâ kullanılıyor), hu (işaret zamiri şeklinde Allah adı olarak kullanılıyor), lah (onun anlamında Allah'ın adı olarak kullanılıyor. Ayrıca ilah kelimesinin köküdür), rab (terbiye eden), med (hayrı kullarına uzatan ulaştıran) 'ad (kullarını ve onların hallerini sayan), 'iz (izzet sahibi) vs.

3) Üç ve mezid harfli esmai hüsna: Bildiğimiz 99 isim ve diğerleri

4) Mürekkeb (birleşik) isimler: Muzaf ve muzafun ileyh olarak mürekkeb kelimelerdir. Söz gelimi (malik yevmuddin) bir tamlama ismidir.

5) Cümle isimler: Örnek: Süphan "ellezi biyedihi melekutu kulli şeyin ve ileyhi turca'un". Tırnak içine aldığım cümle aslında tek başına bir esmai hüsnadır.

Başka versiyonları da var, ama onlar üzerinde daha çok çalışmam gerekiyor.

Açıklanması gereken son bir nokta da şudur:

Esmai hüsnanın hiçbir versiyonu tek başına kullanılmazlar. Keşif sahibi büyüklerimiz tek bir esma ile dua edilmesini doğru bulmazlar. Zaten Kuran'da da esma-i hüsna sürekli olarak ikili yada üçlü yani ardışık bir şekilde kullanılırlar. Yani tek bir harf olarak kullanıldığında hurufu mukatta'a esma'yı çağrıştırmazlar, ama Kuran'daki şekli ile ardışık olarak kullanıldığında Allah'ın isimlerine dönüşürler.

Tek harflilere örnek: elif-lam-ra, ha-mim

Sulüsi ve mezid isimlere örnek: er-rahma ür-rahim, el-aziz ul-hakim, vs.

Mürekkeb isimlere örnek: Rabbul Alemin, er-Rahmanur Rahim, Malik Yevmiddin. Burada mürekkeb isimler ardışık olarak geçer.

Bu örnek diğer versiyonlarında da mevcuttur.

Genel çerçevesini çizmeye çalıştım, ama bu tezin hala açıklanması ve geliştirilmesi gereken yönleri var. Kuran'da daha derin bir taramayı gerektiriyor.

Allahualem

(17 Eylül 2012)
Paylaş:

12 Şubat 2019 Salı

Kitaptaki KDV Karmaşası

1 Şubat 2019 tarihi itibarıyla kitapta KDV'nin kaldırıldığı bildirildi. Tabi ki bu çok sevindirici güzel bir haberdi. Kitapta KDV'nin olmaması okumaya eğitime verilen desteği gösteriyor. Ancak durum böyle mi, böyle mi oldu? Tabi ki hayır.

Destek verdiğim bir kitap dağıtımcı firması Ocak ayının sonunda beni arayarak kullandıkları muhasebe sistemin veritabanındaki KDV tanımı %8 ve %1 olan tüm stok kartlarının KDV'lerinin sıfırlanmasını %18 olanların ise bırakılmasını istemişti. Ben de espiri olsun diye,

- "Abi ben bunun yedeğini alayım devletin işi belli olmaz, bakarsın geri alırlar." dedim.

Tabi bu işin espiri tarafı, ben zaten yedeklerimi alıyorum. Lakin anlamı doğru çıktı. Ertesi gün beni aradı ve KDV'lerin geri yüklenmesini istedi. Geri yükledim hemen tabi ki ama ne olduğunu anlamadık.

Şimdi deniliyor ki, sadece yayıncı KDV kesmeyecek. Ama bu ürünün imalından okuyucuya (tüketiciye) kadarki tüm süreçlerdeki herkes KDV kesiyor. Kağıtta %8, ithal kağıtta %18, matbaada %18 KDV uygulanıyor. Yayıncı bütün bu KDV'leri ödeyecek. Ama kendisi KDV kesemediği için biriken KDV alacağını kullanamamış oluyor.

KDV alacağı ancak KDV alacağına mahsup edilebilir. Sözgelimi KDV alacağını diğer bir vergi kalemine sayamazsın. İkinci önemli husus da şu: Maliye KDV alacağı/iadesi için ödeme yapmıyor. Bu durumda yayınevinin ödediği KDV'leri alma ihtimali yok. Diyelim ki hükümet tüzükte bir değişiklik yaptı ve maliye yayınevlerine KDV alacağı için geri ödeme yaptı. Peki burda yayıncının nasıl bir karı olacak? Kağıtçıya, matbaacıya peşin olarak ödediği KDV'yi diyelim ki hiç pürüzsüz sorunsuz geri alsa bunda nasıl bir çıkarı olacak? Hiç!!!

Diğer taraftan kitapçı/dağıtımcı sıfır KDV ile aldığı ürünün üzerine %8 KDV ekleyip satacak. Onun da KDV girişi olmadığı için vergi dairesine her ay sonunda ödenmesi gereken KDV borcu çıkacak.

Kitapçı son satıcı olduğundan sattığı kitapların KDV'sini hemen alıyor ve sıkıntı yok diyelim. Peki dağıtımcılar? Bu sistem kesin olarak dağıtımcılara büyük zarar veriyor. Çünkü dağıtımcı yayıncıdan aldığı sıfır KDV'yi kitapçıya %8 ile satıyor. Ay sonunda tüm satışların KDV'sini ödüyor. Ama dağıtımcıya ödeme en erken 4 ay sonra yapılıyor. Aradaki kitap dağıtımcılarının komisyonu %5-%6 arasındadır. Dağıtımcılar %5 kar ile sattığı kitap için peşinen her ay %8 KDV ödeyecek. Elbette bunun ödemesini kitapçılardan en erken 4 ay sonra alabilir.

Yani devlet demek istiyor ki, kitapçı, dağıtımcı gibi aracılar ortadan kalksın. O zaman dağıtımcılığı da kitapçılığı da devlet yapsın bence.

Son domates biber patlıcan satışı yapılan "Tanzim çadırları" da hükümetin niyetini ortaya çıkarıyor zaten. "Aradaki aracıyı ortadan kaldırarak fiyatları düşürmek" diyor. Tarlada yetişen domates biber hâl'e dolayısı ile manav ve market reyonuna kendiliğinden gelmiyor. Nakliyeciler aracılar bunu sağlıyor. Nitelikli bir katma değer var. Elektrik sarfiyatının yarısından fazlasını "Dağıtım bedeli" olarak alan devlet kitap dağıtımındaki %5-6'lık bir bedel ile çalışan dağıtım ve tedarik sistemlerini gereksiz görüyor.

Kitap dağıtımı çok önemli bir yan sektördür. Önce bunu anlamak gerekir. Türkiye'de 5 bini aşkın aktif yayınevi ve 400 bini aşkın aktif kitap çeşidi vardır. Arada dağıtımcılar/tedarikçiler olmazsa kitapçıların yayıncılara ve dolayısıyla kitap çeşidine ulaşması mümkün değildir. Hangi kitapçı 5 bin yayıncıya ulaşabilir, onlara doğrudan cari kartı açabilir? Bir kitapçı bazı yayınevlerinden ayda 3 tane 5 tane satamaz. Bu durumda o yayınevleri ile hiç çalışmaz. Böylece o kitapların satışları yapılamaz okuyucu onlara ulaşamaz. Dolayısı ile dağıtımcılar yoksa hem kitap satışlarını hem de kitap yayıncılığını öldürürsünüz. Geriye sadece büyük yayıncılar kalır. Bütün orta ve küçük yayıncılar kitaplarını satamaz, kitapçıya ve okuyucuya ulaşamaz. Zaten korsanla, bedava paylaşılan elektronik kitapla ve pahalılıkla can çekişen sektörün bu son KDV saçmalığı ile ruhuna şimdiden Fatiha okuyabiliriz.

Bozulan sistemin yarattığı karmaşa bu kadarla sınırlı değil. Kitapta etiket fiyatı denilen bir üst/azami fiyat vardır. Söz gelimi 10 TL olan bir kitabın yayınevinden dağıtımcıya çıkış fiyatı %40 iskonto ile (KDV dahil) 6 TL. Dağıtımcı üzerine %5 koyar ve etiket fiyatından %35 indirimle kitapçıya satar. Kitapçı da genellikle %10 kâr koyar ve etiket fiyatından genellikle %25 indirimle son kullanıcıya yani okuyucuya satar. Yani okuyucu etiket fiyatının altında bir indirim ile alıyordu kitabı zaten. Böyle bir sistem vardı. Etiket fiyatını da yayınevi belirliyordu.

Şimdi durum iyice karıştı. Yayınevi fiyatı hangi kritere göre belirleyecek. KDV dahil mi hariç mi? Söz gelimi 10 TL etiket fiyatı koyduktan sonra KDV bundan çıkarılacak mı yoksa eklenecek mi? Yayıncıların kafası karışık. Dağıtımcıların daha da karışık. Kimse tam olarak nasıl olduğunu bilmiyor.

Bunu kim yapıyor, hangi akla dayanarak yapıyor, kime danışıyor bilmem mümkün değil.


Paylaş:

13 Ocak 2019 Pazar

Habakkuk kitabındaki Hz. Muhammed müjdesi


İşte Peygamber Habakkuk'tan Efendimizin (sa) gelişinin müjdesi:

Tanrı Teman'dan,
Kutsal Ruh (Hz. Muhammed) Paran Dağı'ndan geldi. (Salat)
Görkemi kapladı gökleri,
O'na sunulan övgüler (hamdı) dünyayı doldurdu.


Güneş gibi parıldıyor,
Elleri ışık saçıyor.
Gücünün gizi ellerinde.
Yayılıyor salgın hastalıklar önüsıra,
Ardısıra da ölümcül hastalıklar.
Duruşuyla dünyayı sarstı,
Titretti ulusları bakışıyla,
Yaşlı dağlar darmadağın oldu,
Dünya kurulalı beri var olan tepeler O'na baş eğdi.
Tanrı'nın yolları değişmezdir.
Kuşan çadırlarını çaresizlik içinde gördüm,
Midyan konutları korkudan titriyordu.
(Kitabı Mukaddes / Habakkuk Kitabı)

Not: Tevrat'ta İsmail (as) peygamberin yerleştiği yer Paran olarak geçer. 
Paylaş:

Sakar ne demektir?


Sakar'ın cehennemin adlarından biri olduğunu biliyorsunuz değil mi?

Türkçe'deki sakar ise eli ve ayağı ile sık sık kazalar yapan kimse anlamına gelir. Peki bu sakar'ın cehennem ismi olan sakar ile bir alakası var mıdır? Mümkündür. Me'va (düzgünce gidilen) cennetine karşı, sakar (düşüp kalkan, yuvarlanan, bir türlü yolunu bulamayan) cehennemi...

Dede Korkut kitabında SAKAR alnında uğursuzluk nişanı bulunan kişi, uğursuzluk ile damgalanmış kişi anlamına gelir. Cehennem sakarından uzak bir mana değil.

Sakar ile ilgili başka açıklamalar da mevcut. Arapça'daki ve Kuranda geçen şekli (سقر). Ancak (صقر) şeklinde de söyleniyor. Sad ile olanı Şahin/Atmaca kuşu anlamına gelir. Sin ile olanı ise yakıp kavuran, eriten ateş anlamınada kullanılıyor.

Sakara cehemmen manasını Kuran kazandırmış olabilir. Çünkü ayette. (سأصليه سقر وما أدراك ما سقر لا تبقي ولا تذر لواحة للبشر) denilmiştir. Yani "Ben onu Sakar'a ulaştıracağım. Onun ne olduğunu biliyor musun? Onu ne bırakır ne de vazgeçer. (Yakıp yıkar anlamında). O insan derisini kavurup eritir." Ayette de görüldüğü gibi sakar önceden Peygamber ve kuşağının bildiği bir kelime değildi yani.

Sakar Arapça'da hileci, düzenbaz, anlamında da kullanılmıştır. Bu yüzden eski Türkçe'deki uğursuz manasından uzak değil.

Sakar ile ilgili bir başka açıklama da şudur: Onun kafası atmayacaya benzeyen bir cehennem zebanisi olduğu söylenmiştir. Kadim Mısır inançlarında da kafası kartala benzetilen bir cehennemin tanrısı betimlenmiştir.

No: Bu yazıyı ilk kez 13 Ocak 2015 tarihinde Facebook sayfamda yayınladım.
Paylaş:

10 Ocak 2019 Perşembe

Nemrut ve Tütün


Efsaneye göre Nemrud ilahlık iddiasında bulunuyormuş.

Etrafındakiler "İyi ama sen de bizim gibi bir insansın, farkın nedir" diye sormuş.

Nemrud "ben istersem işemem" demiş. Bir kaç gün kendini tutmuş, sonunda karnı patlayacak gibi olunca dayanamamış ve gizli gizli işemeye başlamış.

İşediği yerde Tütün Otu bitmiş.

İçerken bi kez daha düşünün bence... 😏

Bana öyle bakmayın, ben efsanenin yalancısıyım. 😂

Lakin tütün anayurdu da neredeyse Adıyaman yani Nemrud'un memleketi. Herhalde bu da bir tesadüf olsa gerek...

Paylaş:

Steinitz'in büyük lafı

Steinitz bilinen ilk Dünya Satranç Şampiyonu'dur. Büyük üstattır. Steinitz ile satranç çağ atlamıştır. Konumsal satrancın babası kabul edilir. Zamanında yaşayan tüm üstatları yenmiş, rakibine 6-0 çekmiştir. Bu skoru Fisher'e kadar tekrar eden de olmamıştır.

Bir ara şöyle demiş Steinitz; "Tanrı ile oynasaydım ona ilk hamle hakkını verirdim." Büyük laf!

Ingmar Bergman'ın Yedinci Mühür filmi herhalde bundan esinlenme olmalı... Yedinci Mühür filminde bir şövalye canını almaya gelen Ölüm meleğini satranç duellosuna davet eder. "Beni yenersen o zaman öldürebilirsin" der.

Neyse, gel gelelim bir iki yıl sonra da Steinitz amca, Emmanuel Lasker isimli bir Yahudi göçmenine yenildi ve dünya şampiyonluğu ünvanını kaptırdı. İki yıl sonraki rövanş maçında Lasker onu daha fena ezdi. Sonra delirdi ve öldü gitti. Mütevaziliğin ödülü olarak Lasker 27 yıl boyunca en uzun Satranç Dünya Şampiyonu oldu.

Büyük lokma ye ama büyük laf etme!
Paylaş:

Grafikerler Yazılımcılar

 
Grafikerler ve Yazılımcılar
Kapalı grup · 14 üye
Gruba Katıl
Grafikerlerin ve yazılımcıların paylaşım yapacakları seviyeli bir gruptur.
 

E-posta Aboneliği

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *