14 Nisan 2021 Çarşamba

Doktor mu, savcı mı, hangisi haksız?

 

Bugün haberlerde konu olan doktor ile savcının tartışması gözüme çarptı. Tabi ki çok dikkat çeken bir haber. Haberin sunuluş tarzı da önemli tabi.

Olay şu: Savcı devlet hastahanesine ortopedik bir muayene kontrolüne gider. Randevulu gitmiştir. Zamanı geldiği için sıra beklemeden muayene odasına girer. Doktor da içeride hasta olduğunu söyler. O da kendisini tanıtıp savcı olduğunu beyan eder. Doktor kendisini muayene etmeyi reddeder. Çıkan tartışma üzerine de emniyete haber verilir ve polisler ifadesini almak üzere doktoru nezarete götürür.

Olay ulusal medyada ve sosyal medyada genelde şöyle aktarılıyor: "Savcı sırası gelmediği halde kendisini muayene etmeyen doktoru gözaltına aldırdı."

Haberi okur okumaz savcıya karşı bir kızgınlık oluştu bende de. Ancak bir kaç kanaldan ve bir kaç kez okuyunca aslında olayın hiç de göründüğü/gösterildiği gibi olmayabileceğini anladım.

Şimdi haberlerden ulaştığım kesin bulgulara bakalım:

1) Savcı muayene olmak için randevu alarak hastahaneye gelir. Daha önce de başka bir doktora aynı şekilde randevulu muayene olmuştu.

2) İkinci kez aynı doktora randevu alarak muayene olmaya gelir. Ancak randevulaştığı doktor izindedir.

3) Savcı randevu zamanında geldiği için beklemeden muayene odasına girer. Doktorun ifadesine göre "içeride hasta var" diye uyarılmış. Tabi bu uyarı nazik bir tonda yapılmamış olması şiddetle muhtemeldir. Buna karşın hasta da kendini tanıtarak "savcı" olduğunu randevulu geldiğini söylemiş.

4) Doktor da kendisini muayene edemeyeceğini söylemiş. Seni daha önce kim muayene ettiyse yine o etsin diyerek tedavi etmeyi reddetmiş.

5) Doktor ve hemşire o gerilim ile odadan çıkmış. Biraz sonra döndüklerinde savcı hala odadaymış. O arada savcı baş savcıyı arayarak durumu bildirmiş. Aynı şekilde hastahane personeli güvenliği çağırarak savcıyı odadan uzaklaştırılmış.

6) Baş savcı da doktoru ifade vermesi için karakola çağırmış. Hastahanedeki görevliler ve diğer doktorlar doktoru yalnız bırakmayıp karakola birlikte gitmişler. İfadesini alıp geri dönmüş. Yani Tabipler Birliği'nin iddia ettiği gibi bir ters kelepçe filan yok.

Şimdi mevzuya geri dönelim:

Birincisi Sağlık Bakanlığı'nın Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS)'ne göre randevu alırsanız muayene/tedavi olmak için sıra beklemeniz gerekmez. Dolayısı ile hastahaneye randevulu gelen bir hastanın "sırası gelmediği" şeklinde değerlendirilmesi doğru olmayan bir ifade biçimidir. Randevu saati gelmişse sırası gelmiştir.

İkincisi diyelim ki yoğunluktan dolayı o an için muayene odasında bir hasta olabilir. Doktorun tavrı "yapıcı" olmuş olsaydı şöyle diyebilirdi: "Beyefendi şu anda hasta var, 5 10 dk beklerseniz sizinle hemen ilgileneceğiz." Hiçbir sorun olmadan hiçbir kriz yaşanmadan problemin çözüleceğine sizi temin edebilirim.

Üçüncüsü MHRS sisteminde bir randevu iptal edilmediğine göre randevulu doktor hazır değilse onun yerine nöbetçi doktor bakar. Nöbetçi doktor zaten bunun için mevcuttur. Hazır olmayan doktorun yerine bakacaktır.

Dördüncüsü nöbetçi doktorun "seni muayene edemem" demesinin gerekçesi nedir? Bir kamu hastahanesinde ve bir kamu personeli olarak başka bir kamu personelini "seni muayene edemem" diye keyfi olarak reddetmeye hakkı var mıdır? Savcı olduğunu söylemesine rağmen onu muayene etmemesi, savcı olduğuyla alakalı mıdır? Hasta gelmiş onu azarlıyorsun, "savcı olduğunu" söylüyor "kim olursan ol seni muayene etmiyorum" diyorsun.

Doktorun tavrının kaba ve reddedici olduğu gayet açıktır. Savcı daha önce de orada muayene ve tedavi olmuştur. Herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Oraya da gövde gösterisi için değil tedavi olmak için geldiği açıktır.

Toplumda savcılık makamının doktorluk makamından daha az saygın ve gerekli olduğunu hiç kimse iddia edemez. Magandanın biri tuğla ile o doktorun kafasını yaracak olsa, hakkını aramak için gideceği yer savcılık olacaktır. Veya mağdur ettiği hasta yakınlarından birisi o doktorun kafasını kırmıyorsa o savcıdan ve onun temsil ettiği adalet sisteminden çekindiği içindir.

Bazı meslekler, erbabına makam olarak görünür. Dümene geçtiğinde kendini küçük bir tanrı gibi sanır. Bu kibirlilik hali genelleştirilememekle birlikte malesef doktorlarda da savcılarda da görülebilen bir durum.

Tabipler Birliği'nin fiil/fail/meful durumuna bakmadan direkt doktoru savunmasını da "meslek ırkçılığı" olarak görüyorum. O zaman aynı şeyi de HSK da yapsın o da adalet mensuplarının onca fedakarlıklarına rağmen sırf "savcı" olduğu için tedavisinin reddedilmesinin kabul edilemeyeceğini söylesin. :D

Sonuç: Başsavcılık doktorun ifadesini alıp serbest bıraktı. Kehanet işlerinde o kadar iyi değilim ama bence doktor hakkında dava açarlar ve kazanırlar.

Paylaş:

13 Şubat 2021 Cumartesi

Araplar Kuran'ı anlar mı?

Kendisi Arap olan hacı amca, (nisaukum ve evladuğum aduvvun lekum) "çocuklarınız ve eşleriniz sizin düşmanınızdır" diye Arapça bir ayet okudu. 

- "Ne diyorsun, öyle bir ayet yok dedim. (Mallarınız ve çocuklarınız sizin için fitnedir) diye bir ayet var" (Enfal 28) dedim.
- "Tamam işte aynı şey değil mi?" diye sordu.
- "Tabiki değil, burada fitne sınav anlamındadır" dedim.

*

Bir zaman aynı hatayı babam yapmıştı. Babamın Arapçası fena değildir. Bir kaç yıl da Suud'ta kalmışlığı da var. Ve babam her zaman Kuran okur. Ama tefsir ve islami ilimler ve sarf nahiv okumamıştır. Birgün babam bana şöyle dedi:

"Şuna bakar mısın? Allah bile fitne yapıyor! Hani Mikat olayının geçtiği ayette Allah İsrailoğullarının önde gelenlerini öldürünce Musa diyor ya: (Rabbimiz bu da senin fitnendir / Araf 155)."

"Rabbın fitneci olacağı" hiç aklıma gelmemişti. Şaşırmış ve gülmüştüm. "Öyle değildir, Fitne kelimesinin bir kaç anlamı var. Bunlardan birisi de sınamak, belaya uğratmaktır. Burada (senin fitnen) yani (senin sınaman) anlamında kullanılmıştır", diyerek başka ayetlerden de örnekler vermiştim.

Eğer fitne fiilinin faili Allah ise bu sınav anlamına gelir, çünkü Allah'ın yaptığı sınavın kendisi zaten bir fitnedir de. Mesela Allah bize hastalık vererek bizi sınava tabi tutar, ama hastalığın kendisi zaten kötüdür, beladır. Bir diğer anlamdaş kelime de "ibtila"dır. Bu da belaya uğrama, belaya uğratma anlamındadır.

Yani sözüm o ki, Kuran okuyan müslüman, dindar ve fakat Arapça dil eğitimi ve tefsir eğitimi almayan bir Arap'ın Kuran'dan anlayacağı bu kadardır.

*

Dört Terim kitabında Arapların temel ubudiyet ve rububiyet kavramlarını doğru anladıklarına dair saptamada bulunan Mevdudi, yanılıyor olmalı. Kuran'ın kendi iç kavramsallaştırmasını anlamak gerekir. Kuranın birazını anlamak için hiçbir eğitim gerekmiyor. Biraz daha anlamak için eğitim gerek, tümünü anlamak için belki bir kaç 10 yıllık bir eğitim gerekebilir. Ama bir kişi amel etmesi gerektiği kadarını biliyorsa bunda sorun yok.


Paylaş:

E-posta Aboneliği

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *