Düşüncelerim

İslamcı, şeriatçı, hakkaniyet ve adaletçi...

Geri kalan herşeyden birazcık...
Biraz özgürlükçü, biraz muhafazakar, biraz yenilikçi, biraz statükocu, biraz devrimci...
*
Dindar bir ailede doğdum. Aile muhitim Naşibendi tarikatına saygı gösteren bir çevredir. Doğal olarak ilk dini düşüncelerim tarikatçı şeklinde oldu. Daha sonra Nurcuların bazı sohbetlerine katıldım, ama bu çok kısa sürdü. Çeşitli dini kitaplar ve romanlar okudum. Lise de ve üniversitede pek çok cemaatin görüşüne vakıf oldum. Ancak arayışım hiçbir zaman durmadı.
Ancak beni en fazla etkileyen ve düşüncelerimde kırılmaya sebep olan İslam dünyasının içinde bulunduğu yenik/ezik hal, tecdit/yenileme hareketleri ve ihvanı müslimin’in düşünceleri oldu. Lise yıllarımda Hasan el-Benna Abdulkadir Udeh, Seyyid Kutup, Mevdudi, Muhammed İkbal, Fethi Yeken, Said Havva ve diğerlerinin kitaplarını okudum ve etkilendim. Üniversiteye geldiğimde biraz da çevrenin etkisi ile İran kaynaklı kitaplar okumaya başladım. Ali Şeriati, Murtaza Mutahhari, İmam Humeyni ve diğerlerinin kitaplarını okudum.
İran devriminin etkisinde kaldım ve bir Şeriat devrimi beklentisi içinde oldum. Bu arada bazı Şialar bana kendi mezhebi propaganda kitaplarını verdiler ve bu kitaplardan çok etkilendim. 90’lı yılların ortasında uzun bir müddet şianın haklılığını ve gerekliliğini savundum.
28 Şubat sürecinden sonra bütün islamcılarda olduğu gibi bende de fikri bunalımlar meydana geldi. Bazıları liberalizme ve modernizme kaydı, bazıları Fethullahçılığa...
2000 yada 2001’de idi, tam anımsamıyorum. Kitap okumayı bıraktım. Sonra bir dönem sadece Kuran okudum. Arapçam olduğu için Arapça’dan okuyordum. Birkaç tane de meal okudum ancak mealler biraz yavan/sönük geldi. 7-8 ay kadar sürdü. Yaklaşık her hafta bir baştan başa okuyor hatim yapıyordum.
Sonra bir gün aydınlandığımı düşündüm. Kuran ayetleri bazılarının sürekli gündeminde tuttuğu şeyle aslında pek de ilgili görünmüyordu. Özellikle Şia’nın ve modern İslamcıların tezleri...
Şia öyle bir anlatıyordu ki, sanki bütün İslam, bütün hadisler, bütün Kuran ayetleri hatta bütün kainat ve zerreler (tekvini velayet) Ehlibeyt’in etrafında dolaşıyordu. Koca koca Ayetullahlar, Allamelerin bazısı Kuran’ın üçte birinin, bazısı üçte ikisinin bazısı da tamamının Ali’den bahsettiğini iddia ediyorlardı. Halbuki özel olarak Ali’den bahseden bir tek ayet yoktu.
Keza modernlerin ve gelenekçilerin birçok tezleri için de öyle... Müslümanların sorunu kendi düşüncelerini Kuran’a göre değiştirmek yerine Kuran’ın yorumunu kendi düşüncelerine uydurmaya çalışmaktır.
Bu tahriftir ve aslında şirktir de. İman ile şirk arasındaki fark, imanın dıştan içe (vahiyden kalbe), şirkin ise içten dışa (hevadan din uydurmaya) doğru bir şekillendirme yapmasıdır. Yani mümin dıştan gelen (vahyin) haberin saf şekli ile kendi içini benliğini şekillendirirken; müşrik, dışardaki haberi zannına, kendi içinden doğan fikre göre dizayn etmek ister. Birincide anlamak ve kabul etmek vardır, ötekinde kendine göre dizayn etmek ve yargılamak vardır.
Keza modernist İslamcılar bir takım modern kavramların peşine düşüp savruldular. Hiç unutmam bir gün bazı arkadaşlarımız şöyle bir fikir attılar. “İçinde şiddet olmayan herhangi bir fikir şiddete maruz kalıyorsa, o fikir ne olursa olsun, sahibi de kim olursa olsun, biz de onun altına imzamızı atalım!”
Ben de hemen itiraz ettim: “Nasıl yani, o fikir küfür ve şirk içeriyorsa dahi mi?” Tamam haksızlığa karşı çıkalım ama herkesin fikrinin altına imzanı atmak ne demek? Müslümanların geldiği savunduğu nokta bu olmamalıydı.
Müslümanlar İslamı, şeriatı ve adaleti mutlak olarak savunmalıdır. Dinin değişmezleri statikleri bunlardır. Ancak geriye kalan bazı şeyler dinamik olup duruma göre değişkenlik arzeder.
Dünya ancak adalet üzere kaim olur. Adalet’in de iki ayağı vardır. Birincisi Şeriat’ın (Kanun’un) üstünlüğü, mutlaklığı, tarafsızlığı yansızlığıdır. İkincisi de ugulamadaki tarafsızlıktır. İnsanların bir tarağın dişleri gibi eşit olması, potansiyel yada ekonomik anlamdaki bir eşitlik değildir. Bu, kanun’un şeriatın önündeki eşitliktir.
Müslüman alim ve aydınlara düşen şey, dini ayakta tutmak, dinin doğru yorumunu muhafaza etmek ve savunmaktır. Zamanın savruluşlarına kapılmamaktır.
Ancak dini ve şeriatı savunanlar da dinin ve şeriatın sınırlarını ve alanlarını daralttılar. Şeriat pek çok şeye karışmazken onlar herşeye karıştılar.
*
Bu tanıtım sayfasında tüm düşüncelerimi aktarabilmem pek mümkün değil. Zaten bu blogda yazdığım herşey benim düşüncelerimdir.
İyi okumalar dilerim.


0 yorum:

Yorum Gönder

Grafikerler Yazılımcılar

 
Grafikerler ve Yazılımcılar
Kapalı grup · 14 üye
Gruba Katıl
Grafikerlerin ve yazılımcıların paylaşım yapacakları seviyeli bir gruptur.
 

E-posta Aboneliği

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *