23 Şubat 2022 Çarşamba

ABD mi Rusya mı? Bizim için hangisi tehdit?


Bazı arkadaşların hala ABD ve Rusya'yı aynı görmesini hayretle izliyorum. Hatta Rusya ve NATO'yu aynı/benzer tehdit olarak görüyorlar. Türkiye NATO'ya üye olabilmek için, tarafı olmadığı halde Kore'ye asker gönderdi ve binden fazla şehit verdi. Kafayı mı yediniz yahu? 🙂

Türkiye için ABD ve NATO Rusya ile kıyas edilemez. Biraz siyasi tarih ve dış politika okursanız bunu görürsünüz.

Türkiye ABD ile hiçbir zaman savaşmadı. 1. Dünya savaşında bile karşı cephelerde olduğumuz halde ABD ile savaş ilan edilmedi. Rusya öyle mi peki? Rusya ile Osmanlı 11 kez büyük ve hem de çok yıkıcı savaşlara girdi. Osmanlı'nın son 240 yılının 60 yılı Rusya ile savaş halinde geçti. Osmanlı'yı ve Türkiye'yi Rusya'dan da her zaman Batı ülkeleri korumuştur. Bkz Kırım savaşı. 93 Harbinde batının Osmanlı yı korumamasının sebebi de Nedimof lakaplı Rus yanlısı Sadrazama'nın ahmakça batı karşıtı politikalar güderek Osmanlı'yı Rusya'ya karşı savunmasız hale getirmesi idi.

Elbette batı ülkeleri de çok canımızı sıkıyor. Batı ülkeleri sömürücüdür ama işgalci değildir. Batıda toprak ve ülke işgalleri son yüzyıldır yapılmıyor. Avrupa toprak işgallerini yüzyıldır terk etmiştir. ABD ise 200 yıldır toprak ve ülke işgali (genişlemesi) yapmamıştır. Bundan 150-200 yıl önce en son Alaska'yı ve bazı eyaletleri para ile satın almıştır. Hepsi bu kadar.

ABD ve Avrupa siyasi ve iktisadi hegemonya kurabilir ancak askeri hegemonya kurmaz. Rusya ise sizi işgal eder ve artık tarihe karışırsınız, bir ulus olmaktan çıkarsınız. Rusya'da yaşayan onlarca halkı/ulusu yok ettiği gibi. Elbette oradaki insanları yok etmiyor, ama artık bir halk ve ulus olmaktan çıkıyorsunuz. Çin de öyle mesela. Çinde neden Uygur sorunu var. Çünkü Uygurlular kendi kimliklerini korumak istiyor. Uluslarının yok olmasına asimile olmaya direnç gösteriyorlar. Batı ülkeleri kimseyi asimile etmiyor. Ulusunuz da kültür ve kimliğiniz de sizin olsun yeter ki nükleer silahınız olmasın 😄

Batı ülkeleri nükleer sahibi olmaması istemezler ama yıkılmamızı da istemiyorlar Rusya ise yıkılmamız için elinden gelen her şeyi yapıyor. Çünkü Rusya kendini Bizans'ın varisi ve Ortodoksluğun hamisi olarak görüyor. İstanbul'u, boğazları ve Anadolu'yu almadıkça da asla durmayacak.

Oyun Kuramı ile analiz edersek Batı ile ilişkiler Kazan-Kazan (işbirliği teorisi) ilişkisidir. Rusya ile ilişkiler ise Kazan-Kaybet (sıfır toplamlı teori) ilişkisidir.

Türkiye neden Nato'ya girdi?
NATO Türkiye için tehdit olabilir mi?
Dahası Türkiye için NATO Rusya ile kıyaslanabilir mi?
Kıyas etmek çok ciddi bir hata olur, kendi tarihimizi inkar etmek olur.

ABD'nin bizim için bazı sorunları var, bu doğru. Herşeyden önce koşulsuz olarak İsrail'i desteklemesi müslüman ve Arap halklarını yaralamıştır. Afganistan ve Irak'a yapılan müdahaleler de öyle. Ancak bunda bizim halklarımızın demokrasiye direnç göstermelerinin bir payı yok mu?

Mesela Afganistan olayına bakalım: 2001'de ABD'ye tarihinin en büyük terör saldırısı yapıldı. Bu saldırıyı el-Kaide üstlendi ve Afganistan'daki Taliban Emirliği el-Kaide liderlerini teslim etmeyi veya ülkesinin dışına çıkarmayı reddetti. NATO'nun Afganistan'a saldırmasının sebebi buydu. ABD'nin Irak'a saldırmasının sesebi de buydu. Irak'ın başında kafayı sıyırmış bir diktatör vardı. Önce İran'a sonra Kuveyt'e saldıran bu arkadaş (Saddam) 1991'de BM'nin koalisyonu ile durduruldu. 11 Eylül saldırısından sonra da Saddam Amerika'yı vuran teröristleri kutlayan bir mesaj yayınladı. Kusura bakma ama dünyanın süper gücünü öyle elini kolunu sallaya sallaya tehdit edemezsin.

Amerika muazzam gücüne rağmen saldırgan ve işgalci bir ülke değil. Dünyadaki Amerikan hegemonyasının yerine Rus hegemonyası olsaydı herkes Rus milletinden ve Ortodoks mezhebinden olacaktı. 😃

Paylaş:

21 Şubat 2022 Pazartesi

Tarafgirin matematik hesabı

Ak Parti grup başkan vekili Muhammet Emin Akbaşoğlu Kübra Par ile çıktığı TV programında Avrupa'da enflasyonun %1 lerden %7'lere çıktığını böylece 7 kat arttığını söylemiş.

Hızını alamayan vekil, bir arkadaşından canlı tanık göstererek "150 Euro'ya dolan pazar poşetinin böylece 750 Euro'ya çıktığını" söyledi. Kübra Par "o hesap o kadar etmez", diye ikaz ettiyse de sevgili vekilimiz dinlemedi ve iddiasında ısrar etti. 😄

Şimdi %7 enflasyon ile 150 Euro olan bir paket şöyle hesaplanır:
150 x (100+7) / 100 = (sadeleştirelim)
150 x 1,07 = 160,5

Arkadaşın aklı "7 kat" ifadesinde takılı kaldığı için herhalde 150'yi 7 ye çarpmıştır. Ama o da 1050 yapar 🙄

Daha önce de yine benzer bir matematik gafını Binali Yıldırım yapmıştı. "Amerika'da enflasyon %0'dan %7'ye yedi kat arttı" demişti. 😅

Şimdi bu arkadaşın eğitimine filan baktım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Avukat. Bu fakülteyi takribi olarak ülke çapında ilk 3-4 bin'e giren öğrenciler kazanabiliyor. Eğitim iyi fakat bilincimizi yozlaştıran politikaların tarafgir bir particilik şekilde savunuluyor olmasıdır. Çünkü bu tarafgir particilik politikası, "bizim yaptığımız her şey doğru, diğerlerinin yaptığı her şey kötü" noktasına indirgeniyor.

İnşallah böyle bir hesaplamayı bi de partiye yakın bir prof filan yapmaz. Çünkü aynı şekilde onlar da gülünç duruma düşüyor. Mesela Seta Genel Koordinatörü ve siyaset bilimi profesörü Burhanettin Duran hocamız Sabah gazetesinde, 10 büyükelçinin Osman Kavala ile ilgili AİHM kararının uygulanmasını isteyen açıklamalarını "Türkiye'nin egemenlik haklarına müdahale" olarak niteleyen bir yazı yazdı. Bir siyaset bilimi profesörü AİHM'in bireysel yargıdaki ihlal kararını egemenlik meselesi ile bağlantılayamayacağını bilmesi gerekir. Çünkü uluslararası anlaşmalar anayasa ile korunan bir taahhüttür. Verdiğin bir sözü taahhüdü yerine getirmeni hatırlattığında "sen benim egemenlik haklarıma karışıyorsun" diyemezsin. Bunu Burhanettin Duran bilmiyor olamaz.

Demem o ki, tarafgir parti politikasına dahil olduğunuzda tüm uzmanlığınız tüm bilgeliğiniz tüm yetkeniz, tüm üstatlığınız yok olabilir. 😀


 

Paylaş:

20 Şubat 2022 Pazar

Niçin hala evleri yok?

"Dedem duvar örerdi,
babam da duvar örerdi,
ben duvar örüyorum
peki hala bir evimiz niçin yok?"
/ Fillini - Amarcord

Karl Marx bu olayı "yabancılaşma" kavramı ile açıklıyor. İnsanın kendi benliğinden kendi doğasından kopmasını ve kendi emeğine yabancılaşmasını bu şekilde tarif ediyor. İşçiler içinde oturamadığı evler ve mekanlar yapıyor, giyemediği elbiseler dikiyor, yiyemediği gıdalar ve yemekler üretiyor.
 

 

Paylaş:

9 Şubat 2022 Çarşamba

Mehmet Azimli'ye haksızlık yapılıyor

Belirli malum kesim şimdi de Mehmet Azimli hocaya sarmış durumda. Biliyorsunuz bu tür durumlarda "acaba iddia edilen kişi ne demiş" ilk ona bakıyorum. Azimli hocanın iddiasına ve ona isnat edilenlere baktım.

Azimli hocanın söylediği şu: Hz. Peygamber'in Adnan'a kadar bilinen soyunun normal evlilik yoluyla olduğunun bilindiğini, fakat haddizatında bunun bir önemi bulunmadığını ifade ediyor. Peygamber'in bir zinadan olmuş olsaydı bile bunun, onun değerinde bir düşürmeye sebep olmayacağını iddia etti. Tabi kitabın sonraki baskılarında bu ifadeyi kaldırmış.

Malum kesim de "vaaay sen misin peygambere zina çocuğu iftirası yapan" diye linç etmeye ve ölüm tehditleri de savurmaya başlamış.

Hocanın söylediklerinde yanlış bir şey yok. Hepinizin bildiği gibi soyluluğa dayalı aristokratik seçkinciliğin dinde ve İslam'da yeri yoktur. Peygamberin her atasının kendi döneminde yaşayan insanlardan daha üstün olduğunu söylemek herşeyden önce tevhidin ruhuna aykırıdır. Böyle bir "soya dayalı seçkinci" bir iddianın batıl olduğunu gösteren bir çok ayet vardır. Hz. Adem'in oğlu katildi, Hz. Nuh'un oğlu, Hz. İbrahim'in babası, Hz. Nuh ve Hz. Lut'un karıları ve Hz. Muhammed'in amcası kafirdi.

Küfür konusunda böyle, nesep konusunda da Hz. Muhammed'in Kureyş içinde bir ayrıcalığı ve bir üstünlüğü yoktu. Zuhruf süresi 31. ayette kafirlerin Hz. Muhammed'i küçümsedikleri onu sıradan buldukları anlaşılmaktadır: "Ve dediler ki: Bu Kur'an, iki şehirden birinin azametli bir adamına indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf 31) Benzer bir konu Talut'un kıssasında da geçer: Bakara süresi 247. ayette Allah Talut'u İsrailoğullarına kral olarak seçince birileri "biz ondan daha varlıklı ve önde gelenleriz bize verilmeli değil miydi?" diye itiraz etti. Buna cevaben "Allah ilimde ve cisimde onu destekleyerek" Allah mülkünü dilediğine verir, demiştir. (Bkz. Bakara 247)

Zina ve namus konusunda verilen tepkiler de doğru değildir. Hz. Nuh ile Hz. Lut'un karıları da kocalarına ihanet etmiş ve aldatmıştır. Ayete bakalım: "Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiç bir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: 'Ateşe diğer girenlerle birlikte girin' denildi." (Tahrim 10)

Burada açık bir şekilde iki peygamberin karılarının onların nikahı altında iken eşlerini aldattıkları belirtilmektedir. Müfessirler genellikle bu aldatmanın "zina" şeklinde değil "küfür" şeklinde olduğunu söylese de Kuran ifadesi her iki duruumu da kapsamaktadır. "Nikahları altındayken ihanet ettiler" denildiğinde bu ifadeden salt olarak anlaşılan zina yapılmış olmasıdır. Kaldı ki nikah konusunda küfür ve zina eşdeğerdir. Bunun için de Nur süresi 3. ayete bakmamız gerekir: "Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır." (Nur süresi 3).

Görüldüğü gibi zinakar bir kadınla evlenmek ile müşrik bir kadınla evlenmek eşit sayılmıştır. Bu durumda Nuh ve Lut'un karılarının küfrü de zinakarlığı da sabittir.

Hz. Nuh tüm insanlığın ikinci babası olduğuna göre inşallah onun ikinci üçüncü hanımları da vardı.

***

İslam toplumu malesef aristokratik soyluluğu muazzam derecede yüceltmektedir. Belki de birçok problemimizin kaynağı budur. Bunu tartışmaya da pek yatkın değilizdir. Siz bırakın peygamber soyunu, kralların padişahların soyluluğunu tartışabiliyor muyuz? İslami toplumumuz padişahların soydan gelen egemenlik hakkını reddetmeye hazır mıdır?


 

Paylaş:

8 Şubat 2022 Salı

Neden hala İslamcıyım?

Mustafa İslamoğlu hoca "bir dönem İslamcı olduğu için pişmanlık duyduğunu" ifade etmiş. Ben tam tersini düşünüyorum.

Eğer İslamcı değilsek hiçbir şey değiliz. "Biz İslamcı değiliz müslümanız" demek de doğru bir yaklaşım değildir. Eğer İslamcı değilsen, senin müslümanlığın sana yön vermiyor demektir. Solcu müslüman, kapitalist müslüman, hatta farmason müslüman bile olabilirsin. Eğer İslamcı değilsen siyasete, felsefeye, düşünüş biçimine, ideolojine, dahası tüm dünya işlerine İslamı karıştırmıyorsun demektir. Eğer islamcı değilsen sekülersin, din ve dünya işlerini ayırıyorsun demektir. Eğer İslamcılık yoksa senin dinin ile budizm veya animizm arasında ne var? Böylece din sadece bir kaç ibadet ve ahlak öğretisinden ibaret kalırdı.

Evet İslamcılığı ben de çok eleştiriyorum. Bizim ona yüklediğimiz yanlış anlamlar, sonunda bizim onu terketmemize sebep olmaktadır. Bu yüzden bunu bir "özeleştiri" olarak yapıyorum. Peki İslamcı olmayıp ne olacağız, bu saatten sonra "sosyalist" mi olacağız? Yahova şahitlerine mi katılacağız? Yoksa materyalist ve pozitivist mi?

***

Yahudilerin çoğu bildiğiniz ateisttir. Irk birliği desen zaten bu mümkün değildir. Biri Polonyadan biri Iraktan öteki Afrikadan gelmiştir. Yahudilik dini ve öğretisi dışında ortak bir noktaları bulunmamaktadır. Yine de siyonizm bir Yahudi ideolojisidir. Bir Yahudi ateist de olsa siyonist ideolojiye ve perspektife sahiptir. Ateist bile olsa...

Günümüzde "Marksizm" bir komünist ütopyayı kurma geleneği değildir. Marksizm sınıf temelindeki eşitsizliğe ciddi itirazlar yapan bir gelenek olarak devam etmektedir.

Siyasal/düşünsel bir hareket olarak "Feminizm" de kadınların egemen olduğu Amazonvari bir siyasal sistem kurmak demek değildir. Kadınların toplum içindeki eşitsiz şartlarına bir itirazdır. Bu bir düşünüş biçimidir, bir projeksiyondur.

***

Ve nihayetinde İslamcılık da bir düşünüş ve değerler projeksiyonudur.

Bizim İslamcılık ile ilgili bazı paradigmalarımız yanlış. İslamcılığı bir "asrı saadete dönüş" veya "ideal toplumu ve ütopyayı kurma" projesi olarak görmek yanlıştır. Bu anlamda İslamcılık bir "siyaset etme" hareketi değildir. Keza her İslami görüşü de "Allah böyle buyurdu" noktasına indirgemek de yanlıştır. Allah Hz. Muhammed'den bu yana kimse ile konuşmadığına göre bize ancak Kuran ve Peygamberler geleneğinin sunduğu bir perspektife göre aktif ve faal bir düşünce projeksiyonu takip etme durumu mümkün olmaktadır.

Yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var.


 

Paylaş:

Blog Arşivi

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *