11 Kasım 2018 Pazar

En kötü faiz temerrüt faizidir

Faizin bir çok çeşidi var ve en kötü olanı da temerrüt faizidir. Temerrüt faizi gecikme faizinden de daha ağırdır.

Misal elektrik faturanı ödeyemedin. Elektrik idaresi hemen günlük gecikme faizi ekler. Ödeyemediğin fatura kabarır. Hemen ödemeye imkanın olmadı diyelim. Bu sefer avukata icraya verir. İcraya başlar ve kurum avukatı vatandaştan parça parça aldığı ücretleri önce faizin faizine, avukatlık masraflarının faizine, icra masrafları faizine sayar. En son ana borcu ödersiniz. 10 lira ödemeniz gereken miktar 50 liraya çıkmıştır.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan haklı olarak faiz sistemini sürekli eleştirir. En çok da Merkez Bankasına ve bankalara faizi yüksek tuttukları için yüklenir eleştirir. Bankaların verdiği aylık %1-2 cıvarındaki faiz için "yüksek faizdir, çok fazladır" diye kızar köpürüp duruyor.

Lakin asıl faiz bankaların mevduat karşılığında aldığı veya verdiği faiz değildir. Gerçek faiz tefecilikte olduğu gibi gecikme faizi ve temerrüt faizidir.

Örnek vaka: Toki nin Konut Emlak Yönetimi'nin aidat ve yakıt parası için aylık aldığı gecikme faizi %5. Hemen ödemezsen icra ve temerrüt faizi sonra geliyor tabi... Kat mülkiyeti kanunu böyle diyor. Elbette normal apartman yöneticileri bunu uygulayamıyor. Emlak Konut Yönetimi gibi faizden ciddi bir gelir kalemi edinmiş olan tefeci kurumlar dışında...

*

Sıradan gariban vatandaş zaten bankadan mevduatlı faiz işlerinee bulaşmıyor. Ama vergide; elektrik, su, yakıt, çöp harcı, telefon ve iletişim hizmetlerinde, konut ve araç giderlerinde, aidatlarda vs de; yani temel ihtiyaçların ödemesinde en ufak bir gecikmede bankaların uyguladığından 3-5 kat daha fahiş faiz uygulayan kimdir? Tabi ki devlet yada devlete bağlı kurumlardır... Gerçek faiz budur. Dar gelirli insanların hayatlarından çalıyorsunuz.

*

Faiz bir ekonomik kölelik sistemidir. Ama asıl faiz bankaların mevduat faizi değil, devletin ve kuruluşların kanunun gücüne dayalı olarak aldığı gecikme, icra ve temerrüt faizidir. Faiz konusunda gerçekten bir şey yapılmak isteniyorsa borçlar kanunundaki ve diğer kanunlardaki ilgili hükümlerin yeniden düzenlenmesi gerekir.

Faraza hakkınızı arayacak, şikayet edecek olursanız; misalen Tüketici Hakem Hayetine başvurursanız ne olur? Cep telefonu şirketlerinden biri sizi mağdur etti diyelim ve siz de hakkınızı aradınız. Tüketici Heyeti de sizi haklı buldu. Adamlar 50 avukat ile size karşı mahkeme açıyorlar. Ne yapacaksınız karşı avukat mı tutacaksınız? 100 liralık fatura sahtekarlıkları için icra bedeliyle birlikte 700-800 lira ödeyip kurtulmak var bir de binlerce lira harcayıp avukat tutmak var. Size mahkeme açılır da avukat tutarsanız ve avukatınız mahkemeyi kazanırsa bile kendi avukatınızın ücretini kendiniz ödemeniz gerekiyor.

O zaman baştaki 100 liralık sahtekarlığı sineye çek, diyelim onu kaçırdın o zaman 700-800 liralık icra bedelini ver ve kurtul. Malesef bir çok vatandaşın yaptığı budur.

Devlet vatandaşlarının hem devlet hem de kurumlar vasıtası ile bu şekildeki faiz/icra/mahkeme ile sömürülmesine izin vermemelidir.

Paylaş:

5 Kasım 2018 Pazartesi

İslam'da zina, evli kadınla yapılan ilişkidir

İslam'da cinsel suçların/günahların birçok çeşidi vardır. Genel olarak bunların hepsine zina denilmesi son derece yanlıştır. Çünkü her tanımın hukuki bir karşılığı vardır. İslam'da zina için 100 değnek had cezası vardır. (Nur 2)

Öyleyse zina nedir?
Ne değildir?

Meseleye Kuran'da ve Sünnet'te geçen ayet ve hadislerdeki kavramsal çerçeve bağlamında yaklaşmamız gerekiyor. Eğer bu tanımı doğru yapmaz isek o zaman zina diye tanımlanan her eyleme had uygulanması gerekecek. Bu durumda ya cezalandırılmaması gerekenler haksız yere cezalandırılmış olacak yada zina cezası sulandırılmış ve hükmen imkansız hale getirilmiş olacak.

Öncelikle zina "evlenilmesi yasak olan" kadınlar ile yapılan cinsel ilişkidir. Buna aile içi sapkınlıklar ve evli kadın ile olanı dahildir. Bunun dışında kalanlara zina değil, SİFAH (سفاح) yada FUHUŞ (فحشاء) denir. Nikahsız ilişkilerin tümüne zina demek mümkün değildir. İslami de değildir.

Şimdi bu hükmü nasıl bulduğumuzu inceleyelim: Nur süresi 4 ayetinde "evli kadınlara zina ithamında bulunanlar ..." demektedir. Burada da görüldüğü gibi zina iddiası/isnadı evli kadınlar üzerinden yapılmaktadır. Zina yaptıkları sabit olunca da hem erkeğe hem de kadına eşit olarak 100'er değner vurulur.

Kadın erkek ilişkilerindeki günahlar

Kadın erkek ilişkilerinde üç tür günah vardır:

1) Asla ait olan günahlar. Bu zinadır. Erkeğe haram olan kadınların tümü bu sınıfa girer. Bunlarla nikah kıyılamaz. Bu yüzden bunlar ile cinsel ilişki asıldan yasaktır. (Nisa 23-24)te anılan kadınlar buna girer. Birinci derece yakın akraba, iki kız kardeşin aynı anda bulundurulması ve evli bir kadın yasaktır.

2) Usule ait olan günahlardır. Bu kadınların tümü bir erkeğe helaldir. Nisa 24. ayetin devamında "ve uhille lekum ma verae zalikum" diyor. "Bunların dışındakilerin tümü size helaldir" diyor. Birinci sınıftakiler mutlak olarak haramdı ikinci sınıftakiler helaldir. Ama helaldir ifadesinden sonra şartlara bağlıyor. Muhsinine (evlilik) gayre musfihin (evlilik dışı) olmasın. Yani size helal olan bu kadınlarla ilişkinizi Evli olarak yapın evlilik dışı yapmayın demektedir. Demek ki bu kesime yani evlilik/nikah dışı yapılana zina değil SİFAH demektedir.

Hadiste de bu şekilde geçmektedir. Abdurrezzak'ın el-Musannaf'ında geçen ve İbni Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste önce ilişkiye giren sonra evlenenler hakkında Peygamber'in şöyle dediği rivayet edilmiş: "Evveluhu sifahun ve ahiruhu nikahun." (Onun başı sifah sonu ise nikahtır.)

Bir de bu gruba giren fuhuş vardır. Fuhuş genel kadınların para karşılığı bir çok kişi ile ilişkiye girmesidir. Buna ayette BİĞA da denmiştir. (Cariye olan) kızlarınızı para karşılığı biğa'ya zorlamayınız.

Fuhuşun bir başka tanımı da ilişki öncesi yakınlaşmadır. Evli bir kadın bir adamla henüz ilişkiye girmemişken yakalandığında buna zina değil fahşa denir. Kadınların dövülmesi ile ilgili ayette kastedilen de budur. Yani kadınları uygunsuz bir durumda yakalamaktır.

3) İçinde cinsel ilişkinin olmadığı diğer yasaklar. Kadınların süs yerlerini bedenlerini açması yasaktır. (Örtü ayetleri) Yine kadınlara gözlerini dikerek bakmak yasaktır/günahtır. Ancak zina sifah yada fuhuş gibi bir yasak değildir. Bu tür günahları zina kategorisinde değerlendirmek daha çok tasavvufçuların başvurduğu bir yöntem.

Keza İncilde İsa “Bir kadına şehvet ile bakan her adam, yüreğinde o kadın ile zina etmiş olur.” (Matta 5:28) Bir kadına şehvetle bakmak günahtır ama zina, sifah veya fuhuş değildir.

Paylaş:

Kerbela etimolojisi

Kerbela ismi etimolojisi
Kerbela kelimesinin etimolojisi:

Bunun için üç farklı tez sunulmuştur:
1-) Aramca iki kelimeden oluşur: kerb + ila. Aramca'da kerb, ibadet edilen, namaz kılınan yer, harem anlamındadır. İla ise Allah demektir. Yani buna göre Kerbela, Haremullah anlamına gelir. Mescidi Aksa ve Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi'nin de benzer şekilde adlandırıldığını hatırlayınız. İddiaya göre Hz. İbrahim ilk defa burada namaz kılmış, buradan Şam diyarına oradan Mısır'a ve nihayetinde Arabistan'a gitmiştir.

Yine Ker-bela şeklinde başka bir Aramca terkip mevcuttur. Ker-kuk, Ker-cevz, Ker-şef, Ker-buran gibi... Bunlar hep Aramik isimlerdir. Buradaki Ker, Arapça'daki Kefr kelimesinden bozma bir kelimedir. Genellikle köy ve bazen de diyar anlamındadır. Bana göre doğru olan da budur.

2-) Farsça'dan geldiği söylenmiştir. Ker + Bela. Bela musibet yeri anlamında. Farsça'ya da Aramca'dan geçmiştir.

3-) Arapça bir kelime olduğu söylenmiştir. Arapça Kerbeletun (كربلة) kelimesi gevşeklik anlamına gelir. Hani elin ayağın dolaşır gitmek istemezsin ya, öyle bir şey. Ve yine Kambur anlamına geliyor.

***

Ağırlıklı görüş Aramicedir ve Ker-Bela (Bela köyü, Bela diyarı) şeklindedir. Çünkü bu bölge eski Babil, Aşur, Aram bölgesidir ve bu cıvardaki tüm bölge adları neredeyse tümü Aramca kökenlidir. Ker-kuk gibi...

Ayrıca Kerbela (كرباء) (yani Aramca kalıbındaki gibi) söyleniyor, Dört harf kökenli Arapçadaki Kerbeletun denmiyor.

***

Hz. Hüseyin'den önce de bu isimle anılıyordu. Eğer Hz. Hüseyin'in katlinden sonra bu ismi almış olsaydı, muhakkak Arapça bir kelime olacaktı.

Kerbela kasvetli ve zor bir bölge olmuştur. Muhtemelen Hz. Hüseyin'den önce de burada ağır kıyımlar yaşanmış. Mekanın ruhu sık sık tekrar eder. Gizli Felsefe kitabının yazarı Agrippa der ki; "eğer ağır katliam yaşanmış bir yerden geçerseniz o bölgenin kasvetini hissedersiniz." Bu yüzden olsa gerektir ki, Hz. Peygamber efendimiz geçmiş ümmetlerin helak olduğu bölgelerden geçerken ashabından sessiz ve hızlı yürümelerini istemiş.

Paylaş:

1+1=1'in Sırrı

1+1=1
Andrei Tarkovsky'nin ünlü Nostalgia filminde bir sahne vardır. Sahnede Domenico damlaları göstererek şöyle der: "Bir damla, bir damla daha... büyük bir damla yapar, iki tane değil."

Hakikat ve gerçeklik tektir. Hakikate yapılan işaretler; ona giden yollar ise pekçok... Dolayısıyla işaretlerin yada yolların kendisi hakikat değil. Başka bir örnek ile açıklamak gerekirse bir konuda 10 kişinin tanıklığı (1+1+...) 10 tane doğru etmez. Daha güçlü bir tek doğruk, tanıklık eder.

Aşkta iki (1+1) kişinin sevgisi (1) bir sevgi eder. İki sevgi etmez.

Matematik birleştirici değil, ayırıcıdır

Matematikte 1+1=1 etmez. Çünkü Matematik birleştirici değil ayırıcıdır. Buna karşın 2 eder. Halbuki felsefede ve mantıkta (dolayısı ile yazılımda ve algoritmada) 1+1 2 etmez, 1 eder.

1, birliği birleşmeyi temsil eder. Halbuki 2, çokluğu parçalanmayı yada parçaların bir arada bulunmasını ifade ediyor.

Mantık ve algoritmada 1+1=1

Malumu olduğu üzere bu, mantıksal algoritmaya işaret eder. Mantıkta 1 doğruyu (true), 0 (sıfır) ise yanlışı (false) ifade eder. Bu durumda kurguyu şöyle yapıyorum.

A_önermesi VE B_önermesi = Sonuç
A_önermesi doğru ise (1) ve
B_önermesi doğru ise (1)
Sonuç'da doğru (1) olur.
Ancak önermelerden birisi yanlış ise o zaman sonuç yanlış olur.
Bu durumda bu tür algoritmalarda kullanılan (VE) çarpma harfine tekabül eder.
A_önermesi (1) x B_önermesi (1) = Sonuç (1)
1 x 1 = 1
1 x 0 = 0
0 x 1 = 0

***

İkinci algoritma ise VEYA'dır. VEYA burada artı (+) harfine tekabül eder.
A_önermesi (1) + B_önermesi (1) = Sonuç (1);
1 + 1 = 1
1 + 0 = 1
0 + 1 = 1

şeklinde bir sonuca ulaşmaktayız.

Paylaş:

26 Ekim 2018 Cuma

Gollum'e dönüşmek

Gollum
Yüzüklerin Efendisi filminde Gollum adlı bir karakter vardır. Hani şu cine benzeyen tuhaf varlık. Aslında Gollum önceleri Sméagol adında çok sevimli bir Hobbit imiş. Fakat gölde kötülüğün yüzüğünü bulup onunla yaşamaya başladıktan beri Gollum'e dönüşmüş.

Varoluşu itibarıyla bütün insanlar iyi ve sevimlidir. Fakat ne zaman ki, kötü bir dönemeçten saparsa bir insan; bir katile, bir canavara, çok çirkin bir varlığa dönüşebilir.

Bazı kişileri görünce nedense aklıma Gollum gelir.

Smeagol iken
Paylaş:

Cehennemin darlığı ve Cennetin genişliği

Evlerimiz, mekanlarımız, caddelerimiz, sokaklarımız, şehirlerimiz giderek daralıyor. Hayatlarımız cennetin genişliğinden, cehennemin darlığına evriliyor.

Cennet geniş, cehennem ise dardır.

Bu yüzden Kuran'da muttakiler (Allahtan sakınanlar) için genişliği gökler ve yer kadar olan bir cennet vaad edilir. (Al-i İmran 133) Ayette kullanılan ARADUHA eni/genişliği demektir.

Cehennemlikler ise bağlanıp iyice daraltılarak dar bir çukura atılar.
"Elleri boyunlarına bağlanmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman yok olup gitmek isterler." (Furkan 13) DAYYIK dar/daracık.

Devam edelim:
Kişinin göğsü genişlediğinde rahata huzura ve bolluğa (bu dünyadaki cennet) kavuşur. Ama göğsü daraldığında o bir azap bir sıkıntı yaşayan bir cehennem içindedir.

Rabbim kalplerimize ve akibetimize cennet genişliği versin.
Amin.

Paylaş:

20 Ekim 2018 Cumartesi

Bir gazeteci olarak Kaşıkçı cinayetini kınıyorum

Profesyonel olmamakla birlikte ben de gazetecilik yaptım. Gazetecilik mesleğinin mutfağında çalıştım. Bir çok teknik bilgiye sahibim.

Grafik tasarım servisinde çalıştım. Hem sayfa operatörlüğü ve hem de haber editörlüğü yaptım. Daha önce dergi yazarlığı çeviri dosya/haber analizleri hazırladım. Matbaacılığım, grafikerliğim, editörlüğüm, yazarlığım ve gazeteciliğim var. Son olarak da yazılımcıyım. Bir gazeteci sadece gazetecidir ama ben çok daha fazlasıyım.

Tecrübeli bir gazeteci değilim tabi ki ama bir gazeteyi baştan sona hazırlayıp çıkarabilirim. Nitekim 1995'te bir kaç kişilik bir arkadaş ekibim ile tamamen kendi imkanlarım ile Yeni Hayat isimli haftalık bir gazete çıkardım. Beceremediğim tek şey girişimcilik.

2000 yılından sonra programcılığa ve sosyal medya yazarlığına devam ettim. 2005'ten sonra islamdunyasi ve tumhaberler sitelerinde internet haberciliği ve yazarlığı yaptım. Şimdi de arasıra Facebookta ve marufcetin.com daki blogumda yazılar yazıyorum.

Bana göre gazetecilik harika mesleklerden biridir. Neden mi?

Gazetecinin sırrı şudur:

En karmaşık, bilimsel, tıbbi, hukuki, ilmi, dini ve aklınıza gelebilecek ne kadar karmaşık ve teknik konu varsa... İşte o karmaşık ve anlatılamaz olanı halkın düzeyinde anlatabilen kişidir. Bir hukukçu halkı ilgilendiren bir Yargıtay içtihadını sıradan insanın anlayacağı şekilde/basitlikte anlatamaz. Ama bunu bir gazeteci yapabilir. Bir tıp profesörü kanserin kuluçka dönemini erken tanısını, gelişim sürecini vs.sini okuma yazarlığı olan ortalama bir insanın anlayabileceği bir basitlikte anlatamaz. Ama bir gazeteci bunu başarabilir.

Gazetecilik yukarı sınıflar ile aşağı sınıflar arasında iletişim kurabildiği için hem fırsatlar hem de tehditler içeren bir meslektir. Sermaye sınıfları, mesleki örgütlenmeler, diğer yandan çıkar grupları, örgütler ve localar, kurumlar hükümetler, devletler ve küresel güçler ... Gazeteci bazen bütün bunlarla boğuşmak zorundadır.

Genel mahfilde Suudi Arabistan'ı savunmakla birlikte Suud konsolosluğunda gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın böylesine adi bir şekilde öldürülmesini şiddetle kınıyorum. Cemal'in cesedi ortaya çıkarılmaz ise bu cinayetin krallığın direktifi ve taammüdü ile işlendiğini söyleyebiliriz.
Paylaş:

Yuva Yayınları'na sosyal medyada haksız linç

İnternette paylaşılan Yuva Yayınları'na ait Duran Yılmaz imzalı Keloğlan Ak Ülke kitabının şimdiki Yuva Yayınları ile hiçbir alakası bulunmuyor.
Yayınevini aradım ve olay ile ilgili bilgi aldım. Çünkü Yuva Yayınları benim müşterim. Sitelerini ben yapmıştım. Daha önce de Yuva Yayınlarında benim iki adet Arapça sözlüğüm yayınlanmıştı.
Yöneticisi olan arkadaş da 20 yıllık tanıdığım değerli bir dostum. Çalışanlarının hepsini tanıyorum ve çok değerli arkadaşlarımdır.
OLAYIN HİKAYESİ
Yayınevi sahibi eskiden dinsizin biriydi. Sonra borcundan dolayı yayınevini bizimkilere devretmiş. Kitapları sorunlu sıkıntılı olduğu için 300 den fazla çeşit kitabı çöpe atmışlar. Ben bu olayın tanığıyım. Hatta yayınevinden basılmış olan 100 den fazla Dünya Klasiklerini niye attınız diye çok eleştirmiştim. Demek ki bir bildikleri varmış.
Keloğlan Ak Ülke kitabı da tahmin ediyorum 10 yıl önce basılmış. Şu an yayınevinin böyle bir kitabı kesinlikle yok. Aldığım başka bir bilgiye göre bunu hükümeti eleştirmek için en fazla Fetöcü ve CHP'li hesaplar paylaşıyormuş. Yayınevinin eski sahibi ve oğlunun CHPli çıkması üzerine CHPliler bu işten vazgeçmiş deniliyor. Fetöcüler devam. Tabi her haberin üzerine atlayan bizim gibi sazanlar da var.
Lütfen her haberin her paylaşımın üzerine atlamayalım. Teyit edelim. Teyit etmeden bir şey paylaşmayalım.
Not: Resim Yayınevinin kendi sitesindeki basın açıklaması...
Paylaş:

Kaşıkçı konsoloslukta öldürülmüş

Suudi Arabistan Kaşıkçı'nın konsoloslukta çıkan arbede sırasında öldüğünü kabul etti. İslam ülkeleri olarak daha fazla ihtiyacınız olan şey kuşkusuz demokratikleşme... Suudi Arabistan olayın cereyan etme şekli ile ilgili tüm kanıtları ortaya koymalı...

Malesef olay insani değil siyasi boyutu ile ele alınıyor. Cemal'in ölümü değil Suud'un düşmanlığı tüm mesele...

Diğer taraftan şaibeli bir operasyon olduğu ortada. Bana göre bu bir CIA operasyonu. İlk dakkada bağzı Atlantikçi gazetecilerimiz Cemal'in öldürüldüğü bilgisine nasıl ulaştı? Orada ne olup ne bittiğini de zaten hepsi tüm taraflar (Suud, ABD, Türkiye, Yeni Şafak) biliyormuş. Neticede Türkiye de bundan faydalandı. Bu operasyon ile hem ABD hem Türkiye Suudi Arabistan'dan daha fazla taviz koparmaya çalışacaklar. Daha bu olaydan bir hafta önce Trump Arabistan'dan (avanta) ödeme yapmasını istemiş Arabistan reddetmişti. Şimdi Trump istediği o parayı alacak olay da kapanacak. Türkiye bu olaydan bugüne kadar Suudi Arabistan hükümetini suçlamadı. Bundan sonra da suçlayacağını sanmıyorum. Türkiye de bir şeyler koparır artık.

Suudi Arabistan'ı fazla sıkıştıramazlar. Dünyadaki en büyük petrol üreticisi Arabistan, en yakın rakibinin üç katından fazla bir kapasiteye sahip. Misalen petrol ambargosu yaparsa ciddi bir global bir kriz yaratır.

Öte yandan bu kadar önemli bir muhalifi kendi konsolosluğunda ele geçirmişken yaka paça öldürüp ortadan kaldırmak mantıksız değil mi? Bir komplo ve işgüzarlık olduğu kesin. Ben böyle görüyorum.

Türkiye Can Dündar'ı öldürmek istese sözgelimi Berlin'deki Türk konsolosluğuna gelip tutuklansa orada hemen öldürülür mü? Gizli tutuklanabilecek iken neden apar topar öldürülsün? Öyle bir şey olsa biz hemen FETÖ parmağı arardık. Arabistan'da FETÖ (dışarıya çalışan muhalif) yok mu?
Paylaş:

10 Eylül 2018 Pazartesi

Kitap kağıdı yada tuvalet kağıdı

Kağıdın fiyatının arttığını kitaba zam gelmesinden değil tuvalet kağıdına zam gelmesinden anladık" yollu paylaşımlar görünce aklıma Carlos'un Don Juanla ilk kitap macerası geldi. Fıkra niyetine okuyabilirsiniz. 😅😅

***

Ünlü antropolog ve aynı zamanda şamanist olan Carlos Castaneda'nın Don Juan ile maceralarını anlattığı bir dizi kitabı vardır.

Bilmeyenler için özetleyeyim, kısaca hikaye şöyle:

Carlos ABD üniversitelerinden birinde peyote bitkisinin şamanik etkisini araştırırken Meksikalı gizemli bir büyücü/şaman olan Don Juan ile tanışır. Carlos Don Juan'dan akademik bilgi edinmeye çalışırken Don Juan da Carlos'u kendisine büyücü şaman çömezi olarak kabul eder.

Böylece Carlos'un uzun bir hikayesi vardır. Don Juan Carlos'ta eylemden ziyade teorik merakı gördüğünden onu kitap yazmaya yönlendirir. "Anılarını kitap olarak yaz, ama bir savaşçı gibi yaz" diye tembihler.

Carlos sonradan dünya çapında best sellere dönüşecek olan ilk kitabı "Don Juan'ın Öğretileri" kitabını bastırır. Büyük bir heyecan içinde kitabı hocası üstadı olan Don Juana götürür. Don Juan kitabı sağa sola çevirir, avuç ayası ile büyüklüğünü ölçer biraz karıştırır ve kitabı geri verir. Carlos kitabın onda kalması için ısrar eder. Don Juan kırıtarak şöyle der:

"Biz Meksikalılar kitabı sevmeyiz. Bu kağıdı sadece ne için kullandığımızı biliyorsun" der. 😂😂😂
Paylaş:

Facebook Takip

Sohbet Et

Google+ Çevreler