1 Ocak 2017 Pazar

İsrailoğulları'nı bekleyen kıyamet

İsrail oğullarını bekleyen kıyamet aslında İsra süresinde tam olarak vurgulanmıştır. Ancak sürenin başı ve sonu arasındaki bağlantıya kimsenin dikkat etmediğine şahit olmaktayım. Ayetlerin arasındaki ince örgüler mükemmel bir mesajı yansıtmaktadır: "İsrailoğullarını bekleyen kıyamet" mesajını...



Şimdi İsra Süresinin ilgili ayetlerini inceleyelim.

İsra Süresi 1-8:

    Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.
    Musa'ya da kitap verdik ve beni bırakıp başkasını vekil edinmeyiniz diye onu İsrail oğulları için bir hidayet rehberi kıldık.
    Ey Nuh'la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Doğrusu o çok şükredici bir kuldu.
    Biz İsrailoğulları'na Tevrat'ta şu hükmü verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz."
    Birincisinin zamanı gelince,üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir vaad idi.
    Sonra sizi tekrar o istilacılar üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık.
    Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık ikinci/diğer/sonuncu fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Mescid'e girmeleri, yükseltiklerini yerle bir etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
    Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık.

Tefsirlerde genellikle Tevratta bildirilen birinci vaad ve ikinci vaad dikkatleri çekiyor. Birincisinde İsrail oğulları büyük bir fesat çıkarıyorlar ve Allah üzerlerine güçlü, kahredici bazı kullarını göndererek onları cezalandırıyor. Bazı tarihçiler cezalandırmanın Buht'un Nasır tarafından olduğunu bildiriyor. İkincisinin ise Yahudilerin Roma saldırısı ile hezimete uğramaları ve dünyanın dört bir yanına sürülmeleri hadisesi olduğu vurgulanıyor.

Ancak bu yorumun fiilen doğru olma ihtimali bulunmamaktadır. Birinci cezalandırma Babil kralı Buht'un Nasır döneminde olabilir. Fakat ikinci cezalandırma ne Romalıların cezalandırması, ne de başka bir dönemdeki olay değildir. Çünkü eğer sürenin 7. ayetine dikkat edilirse ikincisinin (isna/saniye) vaadi geldiğinde değil, sonuncusunun (ahire) vaadi geldiğinde demektedir. "Va iza cae vadul ahireti ..." Böylece o ikinci vaad denilen cezalandırmanın aynı zamanda son vaad, son fırsat, son fesat ve son cezalandırma olduğunu anlamaktayız. Çünkü 8. ayette "ne zaman bir fesat yaparsanız sizi cezalandırırız" buyurmaktadır. Şu halde İsrail oğullarının fesatları tarih boyunca sürecek ve her fesadı takip eden bir cezalandırma olacaktır. Bu durumda Romalılar döneminde yaptıkları fesadın son fesat olması gerekmez, bu herhangi bir fesattan biridir.

Günümüzde İsrailoğulları bütün insanlığı saracak bir fesat ateşi yakmışlardır. Giderek daha çok yayılan bu fesat doğuyu ve batıyı birbirine kırdıracak kadar büyüktür. Şu halde geçmişteki bir fesatlarının, sonuncu olma ihtimali aklen mümkün değildir.

Şimdi sürenin başına geri dönelim.

Sürenin ilk ayeti; ilk bakışta, israiloğulları ile ilgili sonraki tüm ayetlerle alakasız görünmektedir. En azından İsra/Miraç anlamından dolayı bir zemin kayması sözkonusudur.

"Kulu Muhammedi bir gece Mescid-i Haram'dan, kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksanlıklardan münezzehtir."

Tarih boyunca islam alimleri bu ayeti Miraç için bir ön aşama olarak yorumlamışlardır. Peygamber'in (S.A) Mescid-i Aksa'ya yürütüldüğünü ve oradan semaya yükseltildiğini bildirmektedirler. Kuşkusuz Miraç olayının; bu ayetin sonraki ayetlerle ilişkisi ve sunduğu muazzam mesaj ile çelişmesi gerekmez. Şu halde ilk ayetin yani İsra olayını anlatan ayetin, sonraki ayetlerle bir bütünlük arzettiği ortadadır. Şimdi bu bütünlüğü tekrar gözden geçirelim:

1-) Hz. Muhammad (S.A) bir gece Mescid-i Haram'dan etrafı mübarek kılınan Mescid'i Aksa'ya, kendisine bazı olağanüstü haller gösterilmek üzere götürülmüştür. Bir tayy-i mekan (mekanda yolculuk) ve bir tayy-i zaman (zamanda yolculuk) sözkonusudur. Burada Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa'dan daha mübarek olmasına rağmen (bkz. Bakara Süresi 144) yücelik/mübareklik vurgusu Mescid-i Aksa'ya yapılmıştır. Hatta Mescid-i Aksa'nın kendisine bile değil; etrafına, çevresine... Demek ki Mescid-i Aksa'nın çevresinde; o bölgede kutlu bir haller vardır yada olacaktır. Şu halde Peygamber'in (S.A) bu İsra'sının (olağanüstü yolculuğunun) hedefi Mescid-i Aksa ve çevresidir. Hz. Muhammed'e (S.A) gösterilecek olağanüstü hallerin de burası ile ilgili olması icap eder.

2-) Sürenin devam eden 2. ayetinde Musa'ya risaletin verilişi ve İsrailoğullarına örnek/rehber kılınışı anlatılır. Yani bir bakıma İsrailoğulları'nın başlangıcına vurgu yapılmaktadır. Musa ve O'na verilen kitap, İsrailoğullarını tarih sahnesine çıkarmıştır. Böylece ayetler israiloğullarının başlangıcını ve sonunu ince bir örgü ile birbirine bağlamaktadır.

3-) Şimdi de Nuh ve onunla beraber gemide taşınanlar aracılığı ile insanlığa mesaj var. Devam eden 3. ayette mesaj tüm insanlığadır. Doğusuyla, batısıyla; beyazıyla, siyahıyla herkese... İstisnasız bütün insanlık Nuh'un gemisiyle birlikte taşınanların çocuklarıdır. Yasin süresinde de paralel bir anlam vurgulanarak "Onlara (tüm insanlığa) bir delildir ki, onların soyunu dopdolu bir gemide taşımışızdır." (Yasin 41) buyurmuştur. Şu halde tüm insanlığı etkileyecek bir tarihi kırılma karşısında yine tüm insanlık uyarılmakta ve Nuh'un örnekliği tüm insanlığa sunulmaktadır; "Ey Nuh'la beraber gemide taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan gelen insanlık! Doğrusu O (Nuh) çok şükredici bir kuldu."

4-) Bundan sonra gelen 4., 5., 6. ve 7. ayetlerde İsrailoğullarının yeryüzünde böbürlenerek iki büyük fesat çıkaracakları ve buna karşılık onları aşağılatan korkunç bir cezalandırmaya tabi tutulacaklarının kitapta (Tevrat'ta) yazıldığını vurguluyor. Bu kitap, onların kitabıdır. Onları tarih sahnesine çıkaran kitaptır. Bu söz/vaad de onlara tarih sahnesine çıktıkları gün söylenmiştir.

5-) Kendileri için böyle bir hükmün kitapta geçmiş olması, onlar için Allah tarafından bir kader tayin etme değil, tarihin önünü ve sonunu mutlak bir bilgi ile bilme şeklindedir. Allah tarihin önünü de sonunu da; gerçekleşeni de gerçekleşmeyeni de mutlak bir bilgi ile bilir. Yoksa onlar için bir zorunluluk, bir cebriye değildir. 7. ayette "Eğer iyilik yaparsanız bu sizin iyiliğiniz içindir ve eğer kötülük yaparsanız bu da sizin aleyhinizedir" diyerek iyilik yada kötülük yapma potansiyellerinin tamamen bağımsız olduğu vurgulanmaktadır. İlahi irade bakımından onları buna cebreden/zorlayan bir saik yoktur. Aynı şekilde 8. ayette de "eğer fesada dönerseniz biz de sizi cezalandırmaya döneriz" sözü ile fesada dönme yada dönmeme konusunda bağımsız oldukları açıkça görülmektedir. Allah onları Musa'nın örnekliği ve Tevrat'ın yol göstericiliği ile doğruluğa sevketmiştir. Fakat onları iyi olmak yada kötü olmak konusunda zorlamamıştır: İyi olurlarsa kendi lehlerine kötü olurlarsa da kendi aleyhlerinedir.

6-) Sürenin 8. ayetinde mealen "İsrail oğullarına nerede olurlarsa olsunlar, yaptıkları her fesadın peşinden cezalandırmanın geleceği" bildirilmektedir. 4. ayette ifade edildiği şekli ile Tevrat'ta bildirilmiş olan iki büyük fesadın yeri için kullanılan "el-Arz" kelimesi ise genel bir anlamı olmakla birlikte özel bir anlamda kullanılmıştır. Yani yapılacak fesadın boyutları bütün bir yeryüzünü kapsayacak cinstendir. Bununla birlikte aynı ayetlerde kullanılan "Uskun'ul Arza" (o yerde oturun) ile Filistin bölgesini kastetmiştir. Şu halde iki büyük fesadın da Filistin bölgesinde olacağı anlamı çıkmaktadır. Yani Filistin bölgesinde etkisi bütün yeryüzünü kuşatacak bir zulüm ve ifsat örneği sergileyeceklerdir.

7-) Sürenin 5. ve 6. ayetleri tarihte gerçekleşen fesat ve cezalandırmayı anlatmaktadır. Bu, Hz. Muhammed öncesi bir döneme aittir. Şimdiye kadar ki yada bundan sonraki bir döneme ait değil... "Sonra size tekrar onlara karşı bir fırsat verdik" ifadesinden bunu anlıyoruz. Birinci olay eğer Peygamber'in (S.A) gelişinden önceki bir tarihte gerçekleşmemiş olsaydı bu karşılaşmanın İslam ümmeti ile olması gerekecekti. Sonra Yüce Allah Yahudilere, düşmanlarına karşı tekrar fırsat verecekti. Kime karşı? Müslümanlara karşı... Yani İslam ümmeti onları cezalandıracak, fakat daha sonra Allah Yahudilere iyi olabilmeleri için müslümanlara karşı bir fırsat vermiş olacaktı. Bu da mümkün değildir...

8-) İkinci olayın ise şu ana kadar gerçekleşmiş olması mümkün değil. Çünkü 7. ayette ikinci olay için İSNA/SANİYE (ikinci) değil AHİRE (sonuncu) ifadesini kullanmaktadır. Hangi sonuncu? Günümüzde Yahudiler bütün insanlığı etkileyecek bir zulüm ve böbürlenme sergilemektedirler. Eğer sonuncusu tarihte yaşanmış olsaydı bu nasıl mümkün olurdu? Şu halde ikinci büyük böbürlenme ve cezalandırma şimdiki yada gelecek döneme aittir.

9-) Şimdiki İsrailoğulları'nın böbürlenmesi yine de sonuncusu olmayabilir. Bu, tarihte tekrarlayan mutat 'böbürlenme-cezalandırma' süreçlerinden biri olabilir. Allah'tan başka hiç kimse geleceğin yada kıyamete kadar ki dönemin ne kadar süreceğini bilemez. Tarihin sonu yıllar, aylar ve hatta haftalar ve günler içinde olabileceği gibi binlerce yada onbinlerce yıl da sürebilir. İsrailoğullarının kıyameti de öyle... Ancak Kurân'ın mesajından gerçek olarak bildiğimiz bir şey vardır ki; İsrailoğulları'nın fesat ve böbürlenmelerinin çok sürmediği ve cezalarının çok erken geldiğidir. Şu halde kesin olan şudur ki; sonuncusu (ikinci fesat) olsa da olmasa da, İsrail'in felaketi kapıdadır.

10-) Çok önemli bir konu da mescid konusudur. Bir çok müfessir "ilkinde olduğu gibi Mecside girecekler ve buldukları herşeyi yıkacaklardır." ifadesinin israiloğullarına karşı ilk yıkım ile ilgili olduğunu vurguluyor. Hangi mescide girecekler ve neyi yıkacaklar? Mescid'i Aksa'ya mı, yoksa başka bir mescid mi? Oraya girenler eğer müslümanlar ise Mescid'leri yıkar mı? Burada başka komplo teorileri devreye giriyor. Yahudiler Mescid-i Aksa'yı yıkacaklar ve yerine Süleyman Mabedini kuracaklar. Böylece oraya giren müslümanlar Süleyman Mabedini yıkacaklardır.

Halbuki bu zayıf bir tefsirdir. Mescidler Allah'ın kırmızı çizgileridir. Ebrehe'ye karşı Mescid'i Haram'ı koruyan Allah İsrailoğullarına karşı da Mescid'i Aksa'yı koruyacaktır: "Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çokça anılan mescidler elbette yıkılırdı." (Hac 40) Böylece Allah (C.C) insanların bazısını bazısına kırdırıp Mescidleri ayakta tutmaktadır.

Ben bu ayetin; İsrailoğullarına yönelik birinci büyük yıkımla değil, müslümanların Salahaddin-i Eyyübi döneminde işgal altındaki Mescid-i Aksa'ya ilk girişleri ile ilişkilendirildiğini düşünmekteyim. "İlkinde girdikleri gibi mescide girecekler." Bu ifadede, 'sonuncu'sunda girenlerin 'ilk'inde girenlerle aynı olduğu vurgusu kesindir. Oysa 'ilkinde girdikleri gibi' ifadesinin ilk yıkımı gerçekleştirenler olması gerekmemektedir. İsrailoğullarına ilk bozgunu yaşatanlar ile son bozgunu yaşatanlar aynı kişiler değildir ve son bozgunu yaşatanların kendi ilk girişlerine vurgu yapılmıştır. Sonunda girenlerin kendilerine has başka bir 'ilk giriş'leri vardır ve kastedilen de odur. Nitekim ilk yıkım (Uvla) kelimesi ile ifade edilmişken mescide ilk giriş için (Evvela) kelimesi kullanılmıştır. Aynı anlama geldiği halde farklı kelimeler kullanmış olması da gösteriyor ki kastedilen farklı olaylardır. Bu durumda oraya girecek müslümanların daha önceki ilk girişleri kastedilir. Bu da tarihteki ilk ve tek girişleridir. Yani haçlılar'ın işgali altındayken Mescid'e ilk girişleri... İşgal altındaki Mescid'i ilkinde kurtardıkları gibi yine kurtaracaklardır. Bu giriş ile İsrailoğulları'nın yükselttikleri her şeylerini yıkacaklardır, mescidi değil...

***

Şimdi sürenin ve mesajın en önemli bölüme gelelim.

Buraya kadar sürenin ilk sekiz ayetini inceledik. Şimdi sürenin sonuna gidiyoruz. 101., 102., 103. ve 104. ayetler... Bu ayetler de sürenin başında verilen mesajı pekiştirmekte ve hemen hemen aynı ifadeleri kullanmaktadır. Ayetleri inceleyelim:

    101-) Andolsun biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. (Ey Peygamber!) İsrailoğullarına sor, Musa kendilerine geldiğinde Firavun ona: "Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum" demişti.
    102-) Musa dedi ki: "Ey Firavun! Pekâlâ bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş zannediyorum."
    103-) Derken Firavun, Musa'yı ve İsrailoğullarını yeryüzünden sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
    104-) Ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: "O yerde oturun! Artık sonuncu vaad geldiği vakit, hepinizi toplayacağız."

1-) Sürenin 101. 102. ve 103. ayetleri Musa ile Firavun'un karşılaşmasını, Firavun'un hazin sonunu ve İsrailoğullarının o yere mirasçı kılınmasını hatırlatıyor. "İsrailoğullarına sor" diyor ve onunla ilgili, kaynağı yalnızca kendilerinde bulunan ayrıntılı bir bilgi veriyor. İşte bu bilgi İsrailoğulları için Muhammed (S.A) peygamberliğinin delilidir.

2-) 104. ayet tamamen yukarıda belirttiğimiz sürenin başındaki ayetlerle ilintilidir. Hatta kullanılan ifadeler, verilen tüm mesaj bire bir aynıdır. Firavun'un yok edilişi ve İsrailoğullarının tarih sahnesine çıkışıyla beraber Tevrat indirilmiştir ve mesaj Tevrat ile gelmiştir. Tevrat ile gelen bu ilk mesaj yine onların sonları, yani tarih sahnesinden çekilişleri ile ilgilidir. "Firavun onları sürmek isteyince 'O yerde (Filistin) oturun. Sonuncusunun vaadi geldiğinde hepinizi toplayacağız." Burada kullanılan "Ve iza cae vadul ahireti" 7. ayetteki ikinci/sonuncu vaad ifadesi için kullanılanın tamamen aynısıdır. Şu halde bu, bütün insanlığı ve dünyayı yok edecek olan kıyamet değil, İsrailoğulları için belirtilen ikinci/sonuncu vaadtir. Yani israiloğullarının kıyametidir. Her iki ayette de ifade israiloğullarına söylenmiştir. Her iki ayette de kitabın gönderilişi ile yani Firavunun helakından ve tarih sahnesine çıkışlarından hemen sonradır. Her iki ayette de "Ve iza cae vadul ahireti" ile başlamıştır. İlk anlatımda kendilerine gelen onur kırıcı ve yıkıcı baskın, son anlatımda ise hepsinin nasıl toplanıp helak edileceği anlatılmaktadır.

107., 108. ve 109. ayette de kitap ehlinden olan bilgi ve vicdan sahiplerinin Kurân'ın bu bilgisini doğrulayacağı ve önünde diz çözüp ağlayacakları işaret edilmektedir.

Allah'ın kendilerine verdiği bu mesaj dolayısıyla tarih boyunca Yahudiler toptan yok edilmek korkusuyla yaşamışlardır. Hatta anti-semitizm refleksi de buradan kaynaklanmaktadır. Başka hiçbir toplumda böyle bir refleks yoktur. Roma sürgününden sonra 2000 yıldır tarih sahnesine çıkmak istememelerinin sebebi de bu korkudur. Günümüzde de Yahudilerin neredeyse tamamı bu korkuyu taşımaktadır.

Tekrar sürenin birinci ayetindeki muazzam mesaja, İsra'nın sırrına dönüyoruz:

Acaba Hz. Muhammed'e (S.A) İsra yolculuğu sırasında Ümmetinin tevhid sancağı etrafında şahlanışı ve İsrailoğullarının öncülüğünde gelişen dünyanın zulüm çarklarını darmadağın edişi mi gösterilmiştir?

Allah-u Ekber!

Maruf Çetin
Bu yazı Çarşamba, 22 Ağustos 2007 tarihinde İslam Dünyası sitesinde yayınlanmıştır.
Paylaş:

Grafikerler Yazılımcılar

 
Grafikerler ve Yazılımcılar
Kapalı grup · 14 üye
Gruba Katıl
Grafikerlerin ve yazılımcıların paylaşım yapacakları seviyeli bir gruptur.
 

E-posta Aboneliği

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *